Ülkemizde çalışan kesim açısından en büyük sorun şüphesiz ki emeklerinin çalınması, güvenliksiz çalışma ortamı ve geleceksizlik.

Kadrosuz olarak kamu kurumlarında çalışanlar ve özel sektörde emek gösteren milyonlarca işçi-emekçi Türkiye şartlarında gün geçtikçe geleceksizliğe mahkûm bırakılıyor.

Bir yanda gün geçtikçe batan ekonomimiz, bir yanda da işsizlik oranlarının artması bu milyonlarca işçiyi güvenliksiz ortamlarda çalışmaya mahrum ediyor.

Geçim sıkıntısını bir kenara bırakacak olursak, en önemli sorun şüphesiz ki işçi sağlığı ve iş güvenliğindeki eksiklikler.

Türkiye’de denetimden uzak, güvenlik tedbirlerinin alınmadığı sektörlerin başında ise maden sektörü geliyor.

Yakın tarihimizde Bursa, Zonguldak, Soma, Ermenek gibi çeşitli maden havzalarında toplu işçi cinayetlerinin gerçekleştiğini, suçluların ise elini kolunu sallaya sallaya dışarıda gezdiğini, hatta ve hatta yeni maden ocakları açarak bu ocaklarda da aynı çalışma koşullarında inat ettiğini görmekteyiz.

Bunun en güzel örneğini maalesef ki Pazar günü Mengen/Gökçesu’da gördük.

İsmini işçi cinayetlerinde ön sıralara yazdıran bir zat Gökçesu halkını işsizliğe ittiği yetmiyormuş gibi maden ocaklarında çalışan işçileri baskıyla 10-12 saat çalıştırıp iş cinayetlerine davetiye çıkarmakta.

Bu zat şüphesiz ki Nurullah Ercan.

Nurullah Ercan şüphesiz ki bir anda ortaya çıkmış, Gökçesu halkının en büyük iş garantisi olan madenlere el koymamıştır.

2002 yılında Gökçesu maden havzasında çalışan maden işçileri iş cinayetlerine ve güvencesiz çalışma koşullarına karşı DİSK’te örgütlenmeye başlamıştı.

Tabi bu Nurullah Ercan denilen zatta o dönemde Gökçesu’da ki hemen hemen tüm ocakların sahibi durumunda.

Binlerce işçinin sendikalaşma girişimine Gökçesu’da ki maden ocaklarını 1 yıl kapatarak cevap veren Nurullah Ercan bölge halkını işsizliğe iteklemişti.

Ve aynı Nurullah Ercan yıllar sonra 11 Aralık 2009 yılında Bursa/Mustafakemalpaşa ilçesinde meydana gelen ve 19 maden işçisinin ölmesine yol açan grizu patlamasında ismini tekrar duyurdu.

Kendisine ait olan maden ocağında hayatını kaybeden 19 maden işçisi için “kader” yaklaşımında bulunan Nurullah denilen insanoğlu(!), geride kalan maden işçilerine de “sizi döve döve mi çalıştırdım” diyerek hadsiz bir çıkış yapmıştı.

Gelelim Gökçesu’da nelerin döndüğüne, göz göre göre gelen işçi cinayetine..

Duruma en baştan bakmakta fayda var.

Gökçesu’da madenlerde çalışanların hemen hemen hepsi Karabük’ün Yenice ilçesinden göç etmiş maden işçileri. Gökçesı halkı 2002 yılından sonra artık madenlerden elini kolunu çekmiş durumda.

Gökçesu’da şuan kâğıt üstünde 2 tane maden ocağı açık gösteriliyor.

Birisi Yanar Madencilik, diğeri ise Nurullah Ercan’ın sahibi olduğu Üçpınar Madencilik

Şimdi soracaksınız ki Gökçesu da onlarca maden ocağı, binlerce ton kömür rezervi ne oldu?

Hepsi duruyor.

Nurullah Ercan’a ait kapalı gösterilen ancak havalandırmadan kaçak olarak işçilerin sokulduğu, kömür üretiminin devam ettiği ve hiçbir iş güvenliğinin alınmadığı ocaklar mevcut.

Tabi resmi olarak üretim faaliyetlerinin devam ettiği, işçilerin yasaya aykırı bir şekilde haftada 1 gün izin kullanıp günde 10-12 saat çalıştığı Üçpınar Madencilik’te de iş güvenliğinin alındığını söyleyemeyiz.

Pazar günü gerçekleşen göçük sonrasında maden sahası içerisinde bulunması zorunlu olan revir, sağlık ekipleri ve ambulans yoktu.

Aynı ocakta çalışan maden işçilerinin anlattıklarına göre çağrılan ambulans geç geldi. Ve hayatını kaybeden İbrahim Değirmenci aslında göçük altında hayatını kaybetmiş, yeryüzüne cansız bedeni çıkartılmıştı.

Ancak olay basına bu şekilde yansımadı. Sebebi ise ölüm yerine göre işletmenin alacağı ceza değişkenlik göstermekte.

İşin en iğrenç kısmına gelirsek, İbrahim Değirmenci’nin kardeşi de aynı ocakta çalışmakta. Abisinin ölümünü ise anca yer altında işini bitirdikten sonra akşam saatlerinde öğreniyor.

Sözün bittiği yer tam da burası.

Alçaklığın, kâr hırsının tam da tanımı budur.

Peki Madenlerde yaşanan bu kadar ölümlü kazanın sorumlusu ne?

Yaşantımın belli bir bölümünü Zonguldak’ta maden işçileri ile iç içe geçiren biri olarak rahatlıkta söylemeliyim ki sektördeki bu sorunların başında özelleştirme ve denetimsizlik var.

1980 darbesi sonrasında çıkartılan Rödovans kanunu ile birlikte kamu malı olan maden ocakları bireylere kiralanmış, denetimsizlik ile birleşince de yer altı maden işçileri için birer cehenneme dönüşmüştür.

Hani ‘müjde taşeron kalkıyor!’ diyenlerin yüzüne tokat gibi verilmesi gereken bir cevaptır; “TAŞERONUN MADENDEKİ ŞEKLİ; SÖMÜRÜ CENDERESİ RÖDOVANS”

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.