Bir önceki yazımda dış ticarette açık verildiğinde durumun kötü, fazla verildiğinde olumlu bir görüntü olduğu varsayımı ile yorum yapıldığını, oysa tek başına ne açık ne de fazla verilmesinin çok fazla anlam taşımadığını belirtmiş ve açık ya da fazlanın kaynağının çok daha önemli olduğunu vurgulamıştım. Bu yazımda bunun ne anlama geldiğini ortaya koymaya çalışacağım.

Genellikle politika yapıcılar tarımsal dış ticareti değerlendirmelerini TÜİK tarafından yayınlanan Endüstri Sınıflamasına (ISIC Rev.3) göre yapmaktadır. Bu sınıflama yönteminde bazı ürünlerin hammadde kısmı tarım başlığı içinde görünürken, işlenmiş hali tarım dışı bir başlıkta yer alabilmektedir. Bir anlamda doğrudan tarımsal üretimle ilgili olmasına rağmen birçok kalem farklı üretim kollarında hesaplara katılmaktadır ya da imalat sanayi içinde bulunan bazı ürünlerin Endüstri sınıflamasında tarım içinde ifade edilmesi söz konusudur. Böyle bakıldığında ISIC Rev.3’ten hareketle tarımsal dış ticaretin analizinin sağlıklı olmayacağı ortaya çıkmaktadır. Bu eksikliği giderebilmek için Ticaret Sınıflaması (SITC Rev.3) yöntemini dikkate alacağım. Bunun iki avantajı söz konusudur: İlki ISIC’ta tarım içinde yer almayan tarım ürünlerinin tarım içine alınmasına olanak sağlamasıdır. İkincisi, tarımsal dış ticareti, tarımsal hammadde ve işlenmiş ürünler olmak üzere iki ana alt grupta görme şansı vermesidir.

Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, bu iki farklı sınıflama yönteminden hareket edilerek; Endüstri sınıflamasında yer alan tarım ve hayvancılık, ormancılık ve tomrukçuluk, balıkçılık, gıda ürünleri ve içecekler ile tütün ürünleri alt başlıklar, ticaret sınıflamasındaki alt başlıklar ile eşleştirilerek, tarımsal hammadde ve işlenmiş ürünler şeklinde iki alt başlıkta toplam tarımsal dış ticaret veri seti oluşturabilir. Bu dönüşümün yapılmasındaki amaç, toplam tarımsal dış ticarette hammadde ve işlenmiş ürünler arasında dağılımın nasıl olduğu ve dönemsel olarak bu iki alt başlıkta nasıl bir değişimin olduğunu ortaya koymaktır. Neden böyle bir analiz ihtiyacı hissettiğimizi de tam bu noktada söyleyebiliriz.

Tarımsal üretimde “dışa bağımlı mıyız?”

İşte bu soruya cevap bulabilmek için tarımsal dış ticarette hangi ürünlerin üretiminde yoğunlaşma olduğunu doğru tespit etmemiz gerekmektedir. Önce basit 2 gösterge ile bunun ne anlama geldiğini gösterelim.



Grafikten de görüldüğü gibi 2000’li yıllarda son derece değişken bir tarımsal dış ticaret tablosu mevcuttur ve ticaret sınıflamasında görülen tarımsal dış ticaret açıkları endüstri sınıflamasında fazlaya dönüşmektedir ve siyasi iktidarlar sürekli bu fazlalığı baz alarak tarımda inanılmaz başarı öyküleri anlatmaktadır. Gerçekten bir başarı öyküsü mevcut mu sorusunu cevaplamak için yukarıdaki soruyu yeniden hatırlamamız gerekiyor. Tarımda dışa bağımlı mıyız? Bağımlılık, ihtiyaç duyulan tarımsal üretim için dış girdiye hangi ölçüde ihtiyaç duyduğunuzla ilgilidir. Üretebileceğiniz girdileri üretmekten uzaklaşıp dışarıdan almak zorunda kalıyorsanız dışa bağımlı hale gelindiği söylenebilir.

Tarımsal dış ticarette kullanılan tarımsal hammadde ve işlenmiş ürün ticaretine baktığımızda bu soruya daha rahat cevap bulabiliyoruz ki hemen söyleyelim, Türkiye tarımsal dış ticarette tarımsal hammadde ticaretinde açık verirken, işlenmiş ürün ticaretinde fazla vermektedir. Ancak Türkiye 2000’li yıllarda artık işlenmiş ürün fazlası ile hammadde açığını karşılayamamakta ve toplamda açık verir konuma düşmektedir. Aşağıdaki grafikte TÜİK veri tabanları kullanılarak bu oraya konmaktadır. Grafik bunun ne anlama geldiğini daha açık göstermektedir. Tarımsal dış ticarette ortaya çıkan bu yapının 24 Ocak 1980 kararları ve ardından gelen, günümüzde devam eden iktidarın uyguladıkları politikaların sonucu olduğunu vurgulamak için tarihsel aralığı 40 yıl önceye götürerek vermenin uygun olacağı düşüncesindeyim.


 

Grafikten de görüldüğü gibi 1980’li yıllarda başlayan hammadde açığı sürekli hale gelmiş ve işlenmiş ürün ticaretinde ortaya çıkan fazla artık bu hammadde açığını finanse etme yeteneğini kaybetmiştir. Belki tam da bu noktada eski bir düşünce tarzını hatırlatıp yeniden dillendirenler olacaktır, “daha ne istiyoruz eskiden bizim hammaddemizi alıp işleyip bize satıyorlardı, roller değişmiş oldu”. Eğer ortaya çıkan yapı değişikliği ülkeye pozitif etki yapmış olsaydı, bu kabul edilebilir bir yaklaşım olabilirdi. Bu düşünce tarzı da kapitalizmin gelişmiş kapitalist ülkeler ve bizim gibi ülkeler arasında dayattığı tarımsal ticaretteki işbölümünde anlamsızdır. Bu rol değişimi bizim tarımda liderlik konumuna yükseliyor olduğumuz anlamına gelmiyor tam tersine işlenmiş ürün üretiminde ihtiyaç duyduğumuz hammadde de dışa bağımlılığımız anlamına geliyor. Sevgili dostum Gökhan Günaydın’ın meşhur örneği ile söylersek makarna üretip satmak için buğday ithal etmek gibi.
 

Gelecek yazımda bu işbölümünün anlamını ve Türkiye’nin yukarıda vermeye çalıştığım mevcut durumunun ne anlama geldiğini açıklamaya çalışacağım.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122