İçinde bulunduğumuz pandemi koşulları yaşamın her alanını etkilerken, hep ihmal edilen, ülkenin yaklaşık 40 yıllık tarım-gıda sorununu ana gündem maddelerinden biri haline getirdi. Bir yanda kendimize yeterli olup olmadığımız tartışılırken, diğer yanda tarımda Avrupa, hatta dünya lig şampiyonu adayı olduğumuzu ifade eden cümleler kurulmaktadır. Elbette sorgulamayan toplum yaratmanın da verdiği fütursuzlukla tüm veriler çarpıtılarak toz pembe bir tarım tablosu çizilmektedir.

Öncelikle “kendine yeterlilik” kavramının ihtiyaç duyduğu tarımsal ürünleri, kendi üretebildiği tarımsal ürün fazlasını satarak ithal edebilme yeteneği olarak algılamak gerektiğini belirtmeliyiz. Çünkü özellikle toplumda yaratılan “kendine yeter nadir ülkelerden” bir tanesiyiz tekerlemesi sanki ihtiyaç duyduğu her şeyi üretebilen ülke olarak algılanmaktadır. Bu doğa kanunlarına bile uygun düşmeyen bir düşünce tarzıdır. O halde sorunun kaynağı ülke içi üretim ve ihtiyaç duyulan ürün miktarında belirmektedir. Eğer ihtiyaç duyulan tarım ürünü ülke içinde yapılan üretimle karşılanamıyorsa kaçınılmaz olarak dışalım gerekecektir. Ancak ülke içinde üretebilir potansiyel olmasına rağmen, yeterli üretim gerçekleştirilemiyorsa bunun temel nedeni uygulanan iktisat politikaları ve spesifik olarak tarım politikalarıdır ve dolayısıyla sorumlu olanlar iktidarlardır.

Bir adım ileri giderek, iktidarların kötü niyetli olmadığı varsayımını yapıp, uygulanan politikaların kaçınılmaz olduğu gibi bir tespitte bulunulursa ya da tarımda son derece iyi konumda olduğumuz vurgulanabiliyorsa, sorun ülkenin eklemlendiği kapitalizmden bağımsız ele alınamaz.

Ne demek istediğimi ilk söz olarak söyleyip açıklamaya çalışacağım. Çok fazla rakama yer vermeden özetle şu tespitle başlayabiliriz: Neden yazıya 40 yıllık bir dönemi vurgulayarak başladık. Çünkü Türkiye’de yaklaşık 40 yıl önce çağ atlatma sloganlarıyla başlatılan neo-liberal politikalar sorunun temel kaynağını oluşturmaktadır. Basit rakamlarla verirsek tarımın milli hasıla içindeki payı 1980 yılında yaklaşık %25 düzeyinde iken,günümüzde yaklaşık %5-6 düzeyine inmiştir. İktisadi gelişmişlik düzeyine paralel olarak, yani iktisadi gelişmişlik arttığında sanayinin gelişim hızının tarımdan daha yüksek olacağından hareketle, tarımın milli hasıla içindeki payının düşmesi olağan bir süreçtir. Ancak bu süreç toplam ihracat ve ithalatta da paralellik göstermelidir. Eğer ihracat içinde pay düşüp ithalat içindeki pay artıyor ya da aynı kalıyorsa en hafif değimle sorun var demektir. Bu durumda analize dış ticaret üzerinden bakmak gerekmektedir. Tarımsal dış ticaretin büyüklüğü toplam dış ticaret içinde, yaklaşık 40 yıllık sürede %60 düzeyinden, %3-4 düzeyine inmiştir. Milli hasıla payındakiazalamaya paralel şekilde, dış ticaretteki payı da önemli ölçüde gerileyen tarımdakibu değişimin açıklayıcısı ihracattaki azalmadır. Tarımın ihracat içindeki payı %57’den %3-4 düzeyine gerilerken, ithalatın toplamdaki payı %1’den %3-4 düzeyine yükselmiştir. Bu veriler tarımın içinde bulunduğu durumun iktisadi gelişmişlik düzeyinin artması ile açıklanamayacağını göstermektedir.

Bunun için dış ticaret verilerinin dönemsel değişiminin belirleyicilerini tespit etmek gerekmektedir. Bu belirleyicilerin doğru analizi için dış ticaret verilerinin kayıtlarında kullanılan yöntemlerden doğru olanı belirlemek gerek gerekmektedir. Dikkat edilirse iktidarlar tarımın ne kadar iyi olduğunu vurgulamak için sürekli ihracat değerlerini kullanır. İthalat değerleri hiç gündeme gelmez. Bu veriler açıklanırken de toplum bilgilendirilmeden sadece iktidarlar için açıklamaya elverişli sınıflamanın tek yönlü rakamları kullanılır. TÜİK’in kullandığı tüm yöntemlerde (International Standart IndustrialClassification of allEconomicsActivities, Revision.3 “Kısaca ISIC Rev.3”- Tüm Ekonomik Faaliyetlerin Endüstri Sınıflaması Uluslararası Standardı ya da Standart International TradeClassification, Revisions.3 “ Kısaca STIC Rev.3”–Standart Uluslararası Ticaret Sınıflandırması ve diğerleri) tarımsal dış ticarette 1980’lerde gerçekleşen ticaret fazlası, 2000’li yıllarda sürekli açık vermektedir. Ancak iktidarlar verilerin ihracat kısmını topluma propaganda aracı olarak açıklarken, ithalat boyutu pek verilmemektedir. Aslında ithalat rakamlarının verilmesi de sorunun ne kadar büyük olduğunu göstermektenuzaktır.

Dış ticarette açık verildiğinde durumun kötü, fazla verildiğinde olumlu bir görüntü olduğu varsayımı ile yorum yapılmaktadır. Oysa, tek başına ne açık ne de fazla verilmesi çok fazla anlam taşımamaktadır. Verilen açığın hangi tarımsal alt gruplardan kaynaklandığı en az açık kadar önemli olduğu gibi, fazlanın hangi fedakarlık ya da ne karşılığı elde edildiği de en az o kadar önem taşımaktadır. Tarımsal dış ticaret bilançosu içinde ana gruplar itibarıyla tarımsal hammadde ve işlenmiş tarım ürünlerinin ya da birebir karşılamasa da gıda maddelerinin dağılımındaki değişim açık ve fazlanın niteliği hakkında analiz yapma fırsatı verebilmektedir. Bir sonraki yazımızda bu analiz yapılmaya çalışılacaktır.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Sebahattin aydın 4 hafta önce

Ülkenin içinde bulunduğu durumu güzel analizetmişsin yüreyine sağlık.i

Misafir Avatar
Bahadır Aydın 2 hafta önce

Teşekkürler

-Beğenmedim(0)
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122