Türkiye Tarımının Ekonomi Politiği yazılarının IV. kısmında neler yapmalı sorusuna kısa bir cevap olarak sermayenin kontrolü altında yürüyen işbölümünü reddetmek şeklinde bitirmiş ve ancak asıl sorunun bu işbölümünü reddedecek iradenin varlığı demiştim.

Bu konuyu çözüm önerileri ile bitirmek istememe rağmen çok fazla ilgilenenin olmadığı düşüncesiyle kesmiştim. Ancak sevgili meslektaşım Necdet Oral yazının devamını ısrarla beklediğini tekrarlayınca ne yapmalı sorusuna biraz ayrıntılı önerilerle cevap vermeye çalıştım.

Elbette önerilerim mevcut düzende yapılabileceklerle kısıtlıdır. Çünkü uygulanabilecek politikaların halen yürürlükte olan uluslararası anlaşmalar, kurumsal yapılar ve yasal düzenlemeler ile uyuşmayacağı açıktır.

Kaldı ki, tarımın bugün ciddi bir bunalım içinde olduğu tüm toplum tarafından gözlenirken, iktidar, tarımda çağ atladığını ve uluslararası sıralamalarda liderliğe oynadığımızı söyleyebiliyor.

Bu söylemlerle, 2019-2023 arasını kapsayan On Birinci kalkınma Planında Tarıma ilişkin hedefler pek uyuşmuyor. Planın 2.2.2. Öncelikli Gelişme Alanları 2.2.2.1. Tarım başlığı içinde politika ve hedefler başlığında;

“Tarım sayımı yapılacaktır.”, “Tarımsal desteklerin etkinliği artırılacaktır.”, “Tarım arazilerinin korunması, etkin kullanımı ve yönetimi sağlanacaktır.”, “Bitkisel üretim artırılacaktır.”, “Hayvancılık geliştirilecektir.”, “Gıda güvenilirliğini teminen denetimler etkinleştirilecek, bitki ve hayvan hastalık ve zararlıları ile mücadele hizmetleri geliştirilecektir.”, “Gıda kayıp ve israfının önlenmesi için tüketici bilinci artırılacaktır.”, “Tarımda üreticilerin gelirini korumaya yönelik faaliyetler desteklenecektir” şeklinde hedefler bulunmaktadır.

Tüm bunlar aslında bugüne kadar uygulanan politikaların başarısızlığının kabulüdür.

Aynı plan metni içinde;

“Atıl arazilerin tarımsal üretime kazandırılması başta olmak üzere, tarım arazisi piyasalarının geliştirilmesi için arazi bankacılığı sisteminin kurulmasına yönelik düzenlemeler yapılacak, sözleşmeli üretim desteklenerek özendirilecektir” gibi birbirini tamamlayacağı düşünülen hedefler yanında “Özel sektör tohumculuk firmaları ile işbirliği içerisinde sertifikalı tohumların üretim alanlarının artırılmasına devam edilecek, elit tohum üretimi yapılarak yeni çeşitlerin üretimi sürdürülecektir” gibi yerli tohumculuğun önündeki engelin daha da büyütüleceğinin işaretlerine yer verilmektedir.

Tüm bunlar, geçmişte uygulanan politikaların yarattığı tahribata rağmen uluslararası sermayenin isteği doğrultusunda başlatılan sözleşmeli üretim ve tohumculuk üzerine düzenlemelerin aynı hızla devam ettirileceğinin işaretidir.

Bu yazıda özellikle sözleşmeli üretim konusunda neler yapılabileceği üzerinde duracağım.

Türkiye’de “sözleşmeli üretim uygulaması” geçmiş şeker pancarı üretimindeki yapıdan tamamen farklı olarak yeni haliyle özellikle 1990’li yıllarda başta kanatlı hayvancılık olmak üzere, sanayi tipi domatesten, yabancı tür tütüne ve buğdaydan patatese birçok bitkisel üretimde yaygınlaşmıştır.

Konu ile ilgili olarak ilk yasal düzenleme 22682 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “Sözleşmeli Tarımsal Ürün Yetiştiriciliği ile İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ” le yapılmıştır. Ardından 1998, 1999, 2008 ve 2014 yıllarında tebliğde bazı değişiklikler yapılmıştır.

Ancak hemen şunu belirtmek gerekmektedir. İlk tebliğ doğrudan ithaldir. Yani tercüme edilerek hazırlanmıştır. Sanırım ilk tercüme yapılırken ana metne sadık kalınmak için bize uygun olmayan bazı belirlemeler tebliğe yansımış. Örneğin 1998’deki tebliğde yer alan "don, kuraklık, deprem, sel, kasırga gibi doğal afetlerin…” ifadesi, 2008 yılındaDon, kuraklık, deprem, sel, fırtına, hortum, aşırı sıcaklık gibi doğal afetlerin…” 2014 yılındaki tebliğde ise “Don, kuraklık, deprem, sel, dolu, fırtına, hortum, yangın, aşırı sıcaklık gibi doğalafetlerin…” şeklinde düzeltilmiştir.

Yani ilk tebliğlerde ülke ikliminin “kasırga” riski taşımadığı ancak iklim değişikliğinin yarattığı yeni doğa olayları ancak 8 yıl geçtikten sonra fark edilmiş. Ama asıl sorun elbette bunun ithal bir metin olmasından daha büyüktür. Çünkü metin bu haliyle daha önceki yazılarımda vurgulamış olduğum sermayenin belirlediği uluslararası işbölümünün bir uzantısıdır.

Tarımsal üretimde verilecek desteklerin tümüyle sözleşmeli üretim yapan çiftçilere kaydırmakiçin yapılan yasal düzenlemeler uygulamanın genişletilmesinin hedeflendiğini göstermektedir.

Ülkenin ciddi bir tarımsal üretim planlaması ihtiyacı olduğu özellikle pandemi döneminde iyice belirginleşmiştir.Sözleşmeli üretimi düzenleyen tebliğlere üretim planlamasını teşvik edici bir amaç olduğu yazılı olmasına rağmen üretimin tüm koşullarını şirketlere terk eden sözleşmeler yapılmaktadır. Çok örneğe gerek bile yok. İlimizde Mudurnu Tavukçuluk ya da Düzce’de Virgina tipi tütün üretiminin sözleşmeli üretim deneyimleri yeterli örneklerdir. Çiftçileri tek ürün üzerinden kitlesel üretime zorlayan model çiftçi açısından riski artırırken, aynı zamanda ürün çeşitliliğinin de yok edilmesine neden olmaktadır.

Bu model bu haliyle ne üretim planlamasına ne de uzun dönemde çiftçinin sürdürülebilir bir gelir sağlamasına araç olamaz. Olsa olsa kitlesel üretim ihtiyacı duyan şirketlerin işçileri haline dönüşürler.

Ancak model, kamunun yerel yönetimler aracılığıyla müdahil olabileceği ve çiftçilerin örgütlü yapılar aracılığıylakatılacağı bir yapıya kavuşturulabilir. Modelin, üretim ve tüketim kooperatifleri arasında kamu denetimi altında yürüteceği bir yapılanma, aynı zamanda tarımsal üretim planlaması için de bir araç olacaktır. Bir adım ileri giderek Fransa’ya benzer şekilde tek tek çiftçilerin sözleşme yapmaları engellenebilir.

Tarım politikalarında yanlış uygulamaların mevcut düzende uygulanabilirliğini incelemeye gelecek yazılarımda devam edeceğim.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Halil İbrahim Yaman 2 ay önce

teşekkürler hocam.

Misafir Avatar
Bahadır Aydın 2 ay önce @Halil İbrahim Yaman

devam edeceğim.

-Beğenmedim(0)
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122