Sosyal medya platformları yaygınlaşmaya başladığı günden beri birçok eleştirinin odağında yer aldı. Bu platformlar kimilerine göre sosyal ilişkilerimize zarar veriyor, kimilerine göre narsizmi tetikleyerek insanları gösteriş için yaşayan budalalar konumuna getirip daha sonra depresyona sürüklüyor. Aile içerisinde bile ellerinde online cihazlar olmadan yan yana gelemeyen bireylerden dem vuranlar bir yanda, bunların hepsi büyük güçlerin bizleri oyuncağı haline getirmek için tertip ettiği dümenler diyenler bir yanda. Kim ne derse desin değişmeyen gerçek şu ki; artık dünyadaki bir çok insan haberleri sosyal medyadan takip edip yorumlarını anında o mecralar vasıtası ile dile getiriyor. Özellikle bizim gibi baskıcı iklimlerde yaşayanlar için insanların kendilerini ifade edebileceği alanlar; kapatılan dernekler, içerideki gazeteciler, havuz medyaları sayesinde sosyal medyaya sıkışmış konumda. Belki de tüm bu sosyal medya yasası tartışmalarını egemenlerin elini uzatamadıkları son alan üzerindeki sinsi planları olarak görmek yerli yerinde olacak.

Dijital platformların toplumsal boyutlarına devam etmeden önce geçtiğimiz günlerde mecliste kabul edilen sosyal medya yasasının içeriğine odaklanalım.

Söz konusu yasa önümüze "Sosyal Ağ Sağlayıcı" diye bir kavram koyuyor ve yaptırımların muhataplarını bu şekilde adlandırıyor. Burada geçen sosyal ağ sağlayıcılardan kasıt ise bu yazıda benim de eş anlamlı olarak kullandığım "sosyal medya mecraları", "dijital platformlar", yani kısaca sosyal medya. Twitter, Facebook, Instagram, Whatsapp, TikTok, YouTube, Snapchat gibi bir çok uygulama bu kapsamda yaptırım ile karşı karşıya kalacak. Yeni yasa yaptırımlar silsilesini şu şekilde öngörüyor; öncelikle tüm sosyal ağ sağlayıcıları Türkiye'de temsilci bulundurmak ile yükümlü. Bu temsilciler vatandaşlardan gelen tüm şikayetleri değerlendirip 48 saat içinde olumlu ya da olumsuz geri dönüş yapmak zorunda. Öyle başvurulara olumsuz geri dönüş yapıp "kaldırılmasına gerek yoktur" demekle olmayacak elbette, bu yasa ile sosyal ağ sağlayıcılardan her olumsuz geri dönüşlerini gerekçelendirilmesi istenecek. Söz konusu itirazlar mahkeme kararı ile yapıldığında ise ilgili sosyal ağ sağlayıcı bu içeriği 24 saat içerisinde silmek zorunda. Prosedüre ilişkin bir aksama olursa hemen Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) cezalarını kesecek. Kısacası yapılmak istenen elinin uzanamadığı ulus aşırı şirketleri Türkiye'deki yasalara bir temsilci bulundurma zorunluluğu koyarak uymalarını sağlamak yani bir nevi dijital medyanın yasalar ile korunan "Alo Fatih'ler"ini yaratmak. Tabi herhangi bir sosyal ağ sağlayıcı Türkiye'de temsilci bulundurmama gibi bir seçeneğe sahip değil, yasaya göre 10 bin liradan 10 milyon liraya kadar idari para cezaları söz konusu. Tasarının en garip ve en çok tartışılan maddesi ise "unutulma hakkı". Toplumsal hafızayı zayıflatmayı bir ölüm kalım meselesi bilen tüm despotik yönetimler için unutmak ve unutmanın adeta bir hakmışcasına sunulması çok geçerli bir yöntem. Aklınızda bulunsun; eğer sizde "bakara, makara" geyiği yapıp, ayakkabı kutuları saklarsanız 2-3 yıl sonra hala bunlarla ilgili tweet atanlar hakkında "yeter artık çok güceniyorum, lütfen bunları unutabilir miyiz?" diye ilgili sosyal ağ sağlayıcısına talepte bulunabilirsiniz!

Yapılmak istenen düzenlemede gayenin özgürlükleri kısıtlamak olduğunu görmek zor değil fakat bu durum sosyal medyanın birçok problemi barındırdığı gerçeğini değiştirmiyor. İşin toplumsal boyutuna geri dönersek bir de madalyonun diğer tarafına, yani bu sosyal ağ sağlayıcılarının dünya düzenindeki konumuna bakmak gerekecek. İşleri karmaşık bir hale sokmak istemem ama sosyal ağ sağlayıcıları denilen bu dijital platformlar da onları engellemeye çalışan devletler gibi sadece kendi bekalarının derdindeler. Örneğin bir çok teknoloji devi şirket gibi bu sosyal platformlar da merkezlerini vergi avantajı sağlayabileceği ülkelere kaydırıyor. Dünya'nın en zengin 10 patronundan 6’sının teknoloji şirketlerinin sahibi olması tesadüf değil elbette. Fiat'ın Lüksemburg'da, Starbucks'ın Hollanda'da sağladığı vergi avantajları gibi Google'da İrlanda'daki vergi yasalarını didik didik ederek karlı faaliyetlerine devam ediyor. İşin asıl kötü ve hiç değişmeyen yanı ise dünyanın her yerinde şirketlere sağlanan imtiyazların yükünün sıradan vatandaşlara yüklenmesidir. Birçok iletişim uzmanı ve iktisatçı bu şirketlerin uluslararası, ortak belirlenen yasalara uygun davranmasını tekelleşmeyi önleme ve şeffaflaşma açısından çok gerekli bulmakta. Hazır şeffaflaşma demişken 2018 yılında su yüzüne çıkan sosyal medya devi Facebook'un imza attığı Cambridge Analytica skandalına bir göz atmanızı öneririm. Facebook, yaklaşık 87 milyon kullanıcısının kişisel verilerini Cambridge Analytica adlı veri analiz şirketi ile uygunsuz bir şekilde paylaştığının kanıtlanması sonucu ABD Federal Ticaret Komisyonu tarafından 5 milyar dolar cezaya mahkum edildi. İlerleyen günlerde ise vatandaşların kişisel verileri Trump'ın ABD başkanlığı seçim kampanyasına, İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıkış oylamalarına destek amaçlı kullanıldığı ortaya çıktı. Görünen o ki bu mecralar bir demokrasi ya da ifade özgürlüğü aracı değil internet kullanıcılarını manipüle eden ve de büyük şirketlerin dev reklam panoları olarak tasarlanmıştır. Bu tasarımın işçileri ise "like" peşinde koşan sıradan vatandaşlardır. Nasıl ki üretim yapılan her ticari işletmede bir kol ya da beyin emeği söz konusu ise bu dijital platformların gelişmesi ve reklam verilebilir hale gelecek kadar büyümeleri için de kullanıcıların sürekli fotoğraf paylaşmaları, birbirlerini beğenmeleri, yorum yazmaları ya da çeşitli etkileşimlere girmeleri gerekmektedir. Fakat bildiğimiz ticari işletmelerden küçük bir farkları var: Örneğin Facebook kendisi için değer yaratan 2 milyardan fazla kullanıcısını tek bir kuruş maaş vermeden çalıştırmaktadır aslında!

Sosyal medya platformlarının bu tarz çarpık yapılarının yanı sıra sunabileceği fırsatlara da ileriki yazılarda elimden geldiğince yer vereceğim, özellikle her kullanıcısını "mobil çalışana" dönüştürme konusu başlı başına incelenmeye muhtaç bir alan elbette. Fakat tüm bu tartışmalarda altı çizilmesi gereken en mühim nokta geçen hafta da bahsettiğim, teknolojinin ve hayatımıza soktuğu olguların adil ve özgür bir geleceğe hizmet etmesinin imkanlarını düşünmek. Hükümetlerin denetim mekanizması ya da teknoloji devlerinin kar hırsı dışında kamusal bir teknoloji alternatifi mümkün.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122