Tevfik Fikret’in, Balkan Savaşları’nı izleyen günlerde, I. Dünya Savaşı’nın arifesinde yazdığı ve  Yiyin Efendiler, yiyin; bu hân-ı iştihâ sizin” dizeleriyle zihinlerde iz bırakan bu şiiri; İttihat ve Terakki’nin iktidar kadroları içinde yer alan ve “vatanseverlikleri sadece tutkularıyla, şahsi çıkarlarıyla sınırlı”; safahat âlemine dalmış, kesesini doldurmakla, çalıp çırpmakla meşgul “belirli bir kesime” yöneltilmiş bir haykırıştır…

   Tevfik Fikret, Türkiye’de sadece edebi alanda yenileşmelere yol açan önemli bir isim olarak değil düşünce ve felsefe alanında da devrinin genel ideolojisinin üstünde düşünüşe sahip bir şairdir.

    1908 Devrimi öncesinde; Abdülhamit yönetimine, Saltanat sistemine, Şer’i anlayışa dayalı devlet anlayışına, Anayasa’nın rafa kaldırılmasına karşı, en cesur karşı çıkışları yapan bir şair, düşünce adamı olarak geniş kesimlerce kabul görür.  Gençleri; haksızlıklara, halkı sefalete sürükleyenlere, kanunsuz yönetime, cehaletin alçak zulmüne karşı çıkmaya, savundukları hak yoluna, millet yolunan çağırır:

“Haksızlığın envaını gördük… Bu mu kanun?

 En gamlı sefaletlere düştük… Bu mu devlet?

Devletse de, kanunsa da, artık yeter olsun;

Artık yeter olsun bu deni zulm-ü cehalet…

           Millet yoludur; Hak yoludur tuttuğumuz yol.”

 

   Tevfik Fikret,  1908 Devrimini, “Kanun-u Esasi” nin yeniden uygulamaya konulmasını, yaratılan genel hürriyet havasını, ilk dönemde büyük bir coşkuyla karşılar. Özlemini duyduğu; Anayasal sistemin gelişini, vatandaşların ırk, cinsiyet, milliyet, mezhep farkı olmaksızın kanun önünde eşit sayılacağı, zorbaların hükümranlığının sona ereceği bir düzenin gelebileceğini, Türkiye’nin uygar uluslar arasında yer bularak; sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal kalkınma hamleleri yapacağını düşünmüş ve inanmıştır...

 

 

 

Ferda (yarın) şiirinde, devrimi yapan kuşaklar olarak, devrimin yarınlarının gençliğe emanet edildiğini ve onlardan neler beklendiğini anlatır:

 

 

“Vatan gayur                                                                                                   (Vatan çalışkan)

İnsanların omuzları üstünde yükselir                               (İnsanların omuzları üstünde yükselir)

Gençler, bütün ümid-i vatan şimdi sizlerdedir.       (Gençler, şimdi vatanın bütün ümidi sizdedir)

Lâkin unutmayın ki zaman, tünd-ü mutmain                  (Ama unutmayın ki zaman güven dolu)

Bir hatve-i samut ile takib eder bizi                                               (Sessiz bir adımla bizi izler)

Önden koşan, ama yine dikkatli her izi                                    (Önden koşan, ama yine her izi)

Tamika yol bulan bu yanılmaz muakkibin                 (İncelemeye yol bulan bu yanılmaz izcinin)

Şermende-i itaba kalırsak, yazık! “                                          (Sitemi altında kalırsak, yazık!)

 

      Tevfik Fikret, kendi kuşağı üzerinde derin etkiler bırakmış bir düşünürdür. Yıkılış sürecine giren Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki iktidarının, 1908 devrimini izleyen dönemde, vadettiği ekonomik, sosyal gelişmeleri, siyasal değişimleri ve özgürlükleri hayata geçirememesi karşısında, güçlü bir gerici muhalefet hareketi gelişir. İttihat ve Terakki Partisi bu durum karşısında, geçmiş dönemin mirası olan otoriter idareye dönmeye, haksızlık ve yolsuzluklara bulaşıp halkın gözünde değer yitirmeye başlar. Millet yine aynı yoksulluk ve sefalet içinde debelenirken, bir de Balkan Savaşları ve peşinden de Umumi Savaş (I. Dünya Savaşı) belası toplumu sarar. Fikret, savaş politikalarına da karşı çıkarak İttihat ve Terakki iktidarına çatan yazılar ve şiirlerle etkili bir muhalefet başlatır. Devrimden dört yıl sonra yaşadığı hayal kırıklığını şu dizeleriyle dile getirir:

“Bir devr-i şeamet yine çiğnendi yeminler             (Bir kötülük dönemi, yine yeminler çiğnendi)

Çiğnendi yazık milletin ümmid-i bülendi.                  (Yazık, milletin en yüksek ümidi çiğnendi)

Kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi.”            (Kanun diye, kanun diye, kanun tepelendi.)

 

    İttihat Ve Terakki Partisi’nin iktidar kadroları içinde yer alan; “vatanseverlikleri sadece tutkularıyla, şahsi çıkarlarıyla sınırlı”, milletin emeğini, malını çalmakla, safahat alemine dalmakla meşgul “belirli kesimlere” şu dizeleriyle haykırır:                                                                 *

“Bu sofracık, Efendiler, -ki iltikama muntazır      (Efendiler, sizi doyurmaya hazırlanan bu sofracık) Huzurunuzda titriyor-şu milletin hayatıdır;        (Önünüzde titriyor. Bu sofracık milletin yaşamıdır.) Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır!            (O millet ki acılar içindedir, can çekişiyor.) Ama sakın çekinmeyin, yiyin yutun hapı hapır… (Ama siz hiç çekinmeyin, yeyin, yutun hapı hupur.)

 

Yiyin Efendiler, yiyin; bu hân-ı iştihâ sizin;            (Yiyin Efendiler, yiyin; bu yağma sofrası sizin.)

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!       (Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin.)

 

 

Verir memleket, verir ne varsa; Mâlini.                                 (Memleket ne varsa verir; malını.)

Vücudunu yaşamını, ümidini, hayalini,                           (Vücudunu, yaşamını, ümidini, hayalini,)

Bütün ferâh-ı halini, olanca şevk-i bâlini,                              (Bütün rahatlığını, neşeli yüreğini,)

Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helâlini…   (Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini…)

 

Yiyin Efendiler, yiyin; bu hân-ı iştihâ sizin;              (Yiyin Efendiler, yiyin; bu yağma sofrası sizin)

Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!        (Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin.)

 

   Fikret’in, iktisadi ve siyasi bir maske taşımayan, dinsel taassuba yer vermeyen milliyetçiliği; Osmanlı’dan kalan topraklar üzerindeki Türkiye’de; Anayasa ile güvence altına alınmış, eşit hak ve özgürlüklere sahip vatandaşlar ve milliyetlerden oluşan bir demokratik gelişim, kalkınma anlayışı temeline oturtulmaktaydı. Bu düşünceleri sebebiyle de, ırkçı ve ümmetçi çevrelerden yönelen siyasi saldırılara uğradı…

    Aydınlanmanın şairi olarak tanımlanan Tevfik Fikret; Saltanat’a, ırkçı, ümmetçi düşüncelere, gericiliğe karşı korkusuzca haykıran bir şair olarak yaşadı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun öncü kadrolarının ilham aldığı, etkilendiği bir isim olarak anıldı. Ona yapılan saldırılar; edebi, felsefi düşüncelerine, yazdıklarına cevap olmaktan öte, sadece ve sadece sıradan siyasi saldırılar ve hakaretler olmaktan öteye geçemedi.  UNESCO, 1968 yılını bütün dünyada “Tevfik Fikret Yılı” olarak ilan etti.  Ölümünden sonra, Bebek’teki evi, “Aşiyan” bir ziyaret evine çevrildi.  Mustafa Kemal Paşa,“Aşiyan”a yaptığı ziyaretlerde; “Ben inkılâp ruhunu ondan aldım” diyecektir…

   .

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner123
banner122