FLAŞ HABER

Bolulular olarak şehrimizin yeşil doğası ile övünmeyi çok severiz. Büyük şehrin karmaşasından uzak tabiatın kalbinde doğa ile iç içe... Lakin gelin görün ki bu güzellik bilinçsiz uygulamalar ile yok ediliyor, talana açık hale getiriliyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde ulusal basına da yansıyan, Gerede Çayı'nda meydana gelen doğa talanını ele alalım. Gerede'den Karabük il sınırlarına kadar uzanan, çevresindeki onlarca köyü ve bütün bir tabiatı besleyen dere, fabrikaların atıkları sonucu şu an can çekişiyor. Yıllar önce dereden su bile içebilen, balık avlayan ve tarımsal sulama yapabilen köylüler artık derenin kenarında nefes bile alamaz durumda. Geçen yıl aynı deredeki kirlilik ve balık ölümleri nedeniyle Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Gerede Deri Sanayi Bölgesi'nde 120 fabrikadan 30'una toplam 360 bin TL ceza kesmesine rağmen değişen bir şey olmadığını köylülerin bayanları ile öğreniyoruz. Çekilen fotoğraflardan telef olan balıklar, atıklardan kaynaklı yüzeyde oluşan köpükler endişeleri kanıtlar nitelikte.

Aslında çözüm çok basit gibi duruyor, bu tarz vakaların önüne geçmek için arıtma sistemleri, geri dönüşüme dayalı alternatifler mevcut. Mesele bunların fabrikalar tarafından kullanılması ve etkin bir şekilde denetlenmesi. Bunların hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engel ise tahmin ettiğiniz üzere tüm sermaye sahiplerinin tüylerini diken diken eden maliyetler. Fabrikalar bu tesisleri bünyelerinde işler hale getirmekten kaçınıyor ve ilgili kurumlarda buna göz yumuyor. Denetleme mekanizmalarından birisi olan ve "gerekli önlemleri alıyoruz" diyen belediyenin başındaki isimin de bölgede bir fabrikasının olduğunu belirtmek sanırım tüm olan bitenin iyi bir özeti olacaktır. İç içe geçen çıkar ilişkileri ile birçok doğa felaketinin sorumluları kar etmekten başka bir şey düşünmeyen seçkinler ordusu. Üniversitelerin, odaların, derneklerin uyarıları dikkate alınmıyor, hazırladıkları raporlara kulak asılmıyor. Bir projenin çevre üzerinde yaratacağı etkilerin masaya yatırılması anlamına gelen ÇED raporları ise amacından saptırılmış durumda. "ÇED'e gerek yoktur" kararlarındaki son dönemlerdeki anormal artışlar artık bu raporların olumsuzluğu tespit etmekten ziyade büyük projelere meşruluk kazandırmak için kullanıldığının bir kanıtı.

Tam da bu noktada doğanın rant uğruna hiçe sayılmasına karşı "Yeşil Yeni Düzen"den yana olmak daha insani, basit ve uygulanabilir bir alternatif olarak önümüzde duruyor. Öncelikle yeşil politikalar sadece çevreyi kurtarmaya değil tüm bir ekonomiyi daha adil hale getirmeye de yarayabilir. Devletin yönetim kademleri ve belediyeler, sanayi projelerinin doğaya saygılı olması için teknolojiden faydalanabilir. Bu doğrultuda birçok genç işsiz konumunda olan yazılımcı ve mühendisten yararlanarak istihdam da yaratabilir. Yeşil bir yeni düzen, sosyal devlet destekli doğa dostu teknolojilerden yararlanılan bu projeleri çevre derneklerinin, civardaki köylülerin ve vatandaşların, akademisyenlerin, meslek örgütlerinin denetimine açılıp şeffaf hale getirmeyi öne sürüyor. Dahası uzay yarışlarına, teknoloji zenginlerine bütçe ayrılacağına yeşil fonlar ile bu paydaşlar desteklenmeli diyor. Yani anlayacağınız Kanal İstanbul projeleri, hortumlanan milyonlar yerine yeşil istihdama, insanların kendi yaşam alanlarında söz sahibi olacağı mekanizmalara bütçe ayrılabilir. En tepedeki gelir grubunun vergileri de bu bakış açısı ile değerlendirilip, iklim mücadelesi aynı zamanda refahın yeniden dağıtımını sağlayabilir. Fosilleşmiş zihniyetler fosil aramaya devam ediyor ama tüm bunlar bize salgın olarak geri dönüyor. Gerede Çay'ında meydana gelen rezalet sonucu civar köylülerin kaptığı mikroplar toplumsal sağlığımızı nasıl etkilediğini bir düşünün. Unutmayın ki korona virüsünün çıkışına dair en büyük tez, yaşam alanlarından satılmak için yani kar hırsı için zorla kopartılan hayvanlar.

Geçtiğimiz hafta Giresun'da bir felaket yaşandı ve bu sanki doğanın ya da kaderin bir oyunu gibi lanse edildi. Yanlış imar ve yapılaşma politikaları, HES’ler ve dere ıslah çalışmaları ile insanların canına mal olan uygulamalara onay verenler ise bölgeye çok hızlı şekilde intikal etmeleriyle övünüyorlar. Yeni Zelanda ise 2017 yılında bir nehre yasal olarak "canlı" statüsü verdi. Yani bu dere hukuksal olarak bir canlı muamelesi görecek, nasıl ki yolda yürürken herhangi birisi gelip üzerinize pis atık dolu bir varili boşaltamıyorsa bu dereye de boşaltamayacak. Eğer yaparsa bir insana yapmış gibi yargılanacak. Burada iki farklı tutum, iki farklı yol söz konusu. Biz de Bolulular olarak elimizde iki üç mangal alanı ile hiç bir işe yaramayan böbürlenmelerimiz kalsın istemiyorsak bu iki yol ayrımını iyi görmeliyiz.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner124
banner122