"google-site-verification" content="BBzqtWrXTOresAe-g1_fakLE8Sa7FhH5sxUsyofvfLs"

ALTAN ÖYMEN HABERİ-MAX KİLİMCİYAN DAVASI

Yazımızın bu bölümünde, Altan Öymen ve Mehmet Ali Birant’ın Fransa’nın Aix en Provence kenti mahkemelerinde görülen davayı izlemek, gazetecilik görevlerini yapmak amacıyla Marsilya’ya gidişleri, koruma altında, Fransız polisinin zırhlı aracıyla, adeta suçlular gibi, koruma altında mahkeme salonuna getirilişleri ele alınıyor. Altan Öymen ve Mehmet Ali Birant, Marsilya Ermenileri tarafından adeta kuşatma altına alınmış durumdaki salona, zorlukla girerler.  Değerli gazeteci, Altan Öymen’in,  13. 06. 1988 tarihli Milliyet gazetesinde, “İlk Soykırım Hamlesi” başlığı ile yayınlanan haberinin devamını, aslına uygun olarak yayınlıyoruz:   

[İlk "Soykırım" hamlesi]

Milliyet 13.06.1988. Altan Öymen.

                                                             

22 Ocak randevusu

O davayı izleyecek Türk gazetecilerinden biri bendim. Bunu, o yıllarda yazarı olduğum Cumhuriyet Gazetesi için yapacaktım. İstanbul'dayken, Marsilya Başkonsolosluğu'muza telefon ettim. Aix en Provence'in bilinen bir otelinde yer ayırtmalarını rica ettim. Duruşmadan iki gün önce de Paris'e gittim. Oradan uçakla Marsilya'ya gidip Aix'e geçecektim.


  Hava daha Paris'teyken belli oldu: Ermeni lobileri büyük bir "çağrı" kampanyası başlatmışlardı. "Soykırım"ı kınamak isteyenleri, el ilanları ve mektuplarla Aix en Provence'teki Adliye binası önüne davet ediyorlardı. El ilanlarında Paris'ten Aix'e gidecek trenlerin tarifeleri vardı. Randevu, 22 Ocak sabahı saat 9 içindi.


Çağrı, gazetelere, televizyonlara da yansıtılmıştı. Çağrıyı yapanlar, verdikleri demeçlerde, Kilimciyan'dan çok 1915 yılı olaylarıyla ilgili iddiaları dile getiriyorlardı. Televizyonlar da, bu iddiaları - tarihçiler arasında tartışmalı - eski fotoğrafların eşliğinde ekranlara yansıtıyorlardı.

'Sakın buraya gelmeyin !'

Marsilya'daki hava, tabii, çok daha hareketliydi: Fransa'da 300 bin Ermeni asıllı var. 65 bini Marsilya'da yaşıyor. Uçaktan inip şehirden geçerken gördük. Şehrin her yanı Kilimciyan'ın resimleriyle birlikte "soykırım"dan bahseden ve Türkiye'ye veryansın eden afişlerle donatılmıştı.


Marsilya Başkonsolosluğumuza uğrayınca durum daha da ilginçleşti. Oraya benim gibi gelen diğer Türk gazetecileriyle - o arada Milliyet'ten Mehmet Ali Birand'la - birlikte yeni bir haber aldık:


-"Aix en Provence Emniyet Müdürü, Marsilya Başkonsosluğu’ muza telefon edip demiş ki: Türk gazeteciler Aix'teki otellerde yer ayırtmışlar ama  biz burada onların can güvenliğini garanti edemeyiz. Gece başka bir şehirde - isterlerse Marsilya'da - kalsınlar. Aix'e sabah vakti gelsinler. Fakat gelince de, sakın ha, Mahkeme binasına falan gitmesinler. Duruşmadan bir saat önce bizim Emniyet Müdürlüğü binasında olsunlar. Mahkemeye onları biz götürürüz."


Başkonsolos'un tavsiyesiyle öyle yaptık. Geceyi Marsilya'daki bir otelde geçirip, sabahleyin Mehmet Ali Birand'la bir taksi tuttuk. Aix yoluna koyulduk.

'Yükü indirelim mi?'

Aix'e varınca önce Adalet Sarayı'nın önünden geçtik... Bu, büyük bir meydanın ortasında, ön cephesinde yüksek sütunları olan ve merdivenlerle çıkılan büyük bir tarihi bina. Duruşmanın başlamasına daha vakit var ama önünde şimdiden gruplar toplanmaya başlamış. Ellerinde dövizler pankartlar... Oradan geçip epey ilerdeki Emniyet Müdürlüğü binasına gittik.


Bizi orada polisler karşıladılar. Durumun ciddiyetini anlattılar. Diğer arkadaşlarla beraber 7 - 8 gazeteciydik. Hepimiz toplanınca bizi, cam yerleri demir parmaklıklı ve içerisi görülmesin diye tel perdeyle örtülü bir sanık kamyonetine bindirdiler. Yanımıza dört - beş polis koyup Adliye Sarayı'na doğru yola çıkardılar. Polislerden biri elindeki telsiziyle durumu sık sık bir yerlere bildiriyordu.


"Yükü aldık. Şimdi falanca sokaktan geçiyoruz. Köşeyi dönmek üzereyiz" diye.. Böylece "kod adı"mızın "yük" olduğunu öğrendik.


Bir yerde durduk. Telsizli polis bağlandığı yere "Geldik yükü indirelim mi?" diye sordu. "İndirin" cevabını alınca indik. Burası, o ön cephesi görkemli binanın, arka cephesindeki bir kapının dibiydi. Etrafımızda polisler, kapıdan geçip binaya girdik. Binanın ön cephedeki kapıları polis tarafından tutulmuştu. Dışarda toplanan kalabalıktan bir kısmı içeri girmeye çalışıyordu. Buna izin verilmiyordu ama kalabalığın sesi içerdeydi. Kilimciyan'ı yücelten, Türkiye'yi kınayan sloganlar, binanın iç duvarlarını çınlatıyordu.


Getirildiğimiz duruşma salonunda, mahkeme heyetinin kürsüsü daha boştu ama dinleyicilere ayrılan yerler tıklım tıklım doluydu. Basına ayrılan yer, dinleyici bölümünün hemen önündeki bir sıraydı. Orası da dolmuştu. Ama, sıkışarak oturabildik
Hemen ensemizde dinleyici sesleri işitiyoruz. Belli ki hepsi "soykırım “davacısı Ermeni. Bizim milliyetimizin ve işimizin farkındalar. Arada laf atanları da oluyor. Bazısı Fransızca, bazısı Türkçe soruyorlar:


" - Bakalım, burada ne yazacaksınız? Doğru yazacak mısınız?"


Biz de bunları işitmezlikten gelip kendi aramızda konuşmaya çalışıyoruz.]

Hedef Türk Devleti...

Mahkeme Heyeti'nin salona gelişi, sesleri, fısıltıları durdurdu. Önce Fransız usulüne göre, daha önce saptanan 200 isim arasından kur'a ile jüri oluşturuldu. Sanık Kilimciyan'ın avukatlar heyetine karşı, Doğan Türkmen'i de bir Fransız müdahil avukat temsil ediyordu (Alain Vidal Naquet). Dosyanın açılmasıyla birlikte Kilimciyan'ın avukatlarından Leclerc buna şu şekilde bir yorum getirdi:


" -Bu avukat meslekdaşımız burada Doğan Türkmen'i temsil edemez. Kendisi öyle dese bile biz onu Türk devletinin avukatı olarak kabul ediyoruz. Karşımızda muhatap olarak Türk devletini görüyoruz."


Kilimciyan'ın avukatlar ekibinin stratejisi, bu başlangıç hamlesiyle ortaya konulmuştu. Davanın tüm gidişinde artık aynı çizgi izlenecekti. Kilimciyan'ın karşıtı, Türk Büyükelçisi değil, doğrudan doğruya Türk devletiydi. Öyleyse, davada, Kilimciyan'la birlikte Türk Devleti'nin de durumu irdelenmeliydi. O da yargılanmalıydı. (Devam edecek)

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122