"google-site-verification" content="BBzqtWrXTOresAe-g1_fakLE8Sa7FhH5sxUsyofvfLs"

 Boğaziçi Üniversitesi’nde aldığımız eğitimin yanında, okulun sosyal ve kültürel hayata dair sunduğu olanaklar da epey fazla… Öğrenci kulüpleri tiyatrodan, folklora ve müziğe, dağcılıktan mağaracılığa, sinemadan fotoğrafçılığa kadar geniş bir faaliyet yelpazesine sahip. Bütün kulüplerin kendilerine tahsis edilmiş odaları var. Öğrenci kulüplerinin faaliyetleri, öğrenci işleri tarafından maddi anlamda destekleniyor. Kulüp başkan ve yöneticileri, üye öğrenciler arasından son derece çekişmeli geçen seçimlerle kavga dövüş yaşanmadan belirleniyor.

 

 Kulüpler, her yılsonunda faaliyetleri ile ilgili geziler, toplantılar düzenliyorlar. Kulüplerin bilgi birikimi o kadar gelişmiş durumundaki mesela Folklor Kulübü aylık dergi hazırlıyor, dergi,üniversite matbaasında basılıyor, kulüp üyeleri her yıl Avrupa daki Folklor yarışmalarına katılıyor. Sinema Kulübü, her hafta kampüste İstanbul sinemalarında oynayan filmlerin gösterimini yapıyor. Dağcılık ve Mağara Kulüpleri, her yaz, ülkenin farklı yörelerine geziler düzenliyor. Kulüplerin sağladığı ortam o kadar renkli ki, Şili’li devrimci müzik grubu İnti İllimani gibi uluslararası müzik toplulukları, Arif Sağ gibi sanatçılar konser vermek üzere ayağınıza kadar kampüse geliyor.

  

 Öğrenci külüpleri öğrencilerin öğretim gördükleri bölümler dışında farklı, ilgi duydukları başka alanlarda kendilerini geliştirmelerinin yolunu açıyor.

 Lisede aldığım fotoğrafçılık eğitiminin devamı olarak ben de Fotoğrafçılık kulübüne katılıyorum. Bu sayede, ileride adını defalarca Cannes’ da duyuracak olan ünlü bir yönetmenden ders alma şansını da yakalıyorum.

 Okuldaki özgür kültür ortamının yarattığı iklim sayesinde, yurtta gitar çalan, Fen Liseli elektronik bölümü öğrencisi arkadaşınızı, yıllar sonra ünlü bir sanatçı olarak televizyonlarda görmeniz,,sinema kulübünden tanıdığınız bir arkadaşınızın sinema eleştirmeni olarak sinema dergilerinde yazılarına rastlamanız mümkün.

 Okulun kütüphanesi, okuduğum yıllarda şimdi rektörlük binası olan yerdi. Kütüphane, içeri girdiğiniz anda sizi tarihi havası ile sizi saran bir kitap mabedini andırıyor. Ders çalışmak için küçük, üzerinde okuma lambalı masaların sıralandığı balkon kısmıyla, bütün duvarlarını kaplayan binlerce kitapla, büyülü bir mekân. Kütüphanenin süreli yayınlar bölümü, bütün dergileri bulabileceğiniz geniş bir arşive sahip. Müzik bölümde yüzlerce plak içinden istediğiniz sanatçıların plaklarını dinleyebileceğiniz küçük kabinler mevcut. Okulun kütüphanesi ders çalışmak, kitap okumak, vakit geçirmek için benim gibi yurtta kalanlar için zamanı en iyi değerlendirebilecek alanlardan biri olmuştu.

*** ***

 Okuldaki öğrencilerin dile getirdikleri sorunlar, hem öğrenci işleri hem de rektör nezdinde karşılık buluyor ve derhal çözüme kavuşturuluyor. Sorun çözmenin nasıl olması gerektiğini yaşadığımız bir olayda daha iyi anlamak mümkün. Okul yurtlarında kalan bizler için en önemli sorun, Cumartesi günleri yemek çıkmamasıydı. Sıkı örgütçü arkadaşların gayretiyle bu durumu protesto etmek için yemek boykotu yapmaya karar veriyoruz. . Yüzlerce öğrenci bir öğle yemeğinde, yemek sırasına girdik, yemeklerimizi aldık, masalara oturduk ancak yemek yemiyor durumu protesto ediyoruz. Rektörle görüşme talebimiz kendisine iletiliyor. Çok iyi, rektör hoca yemekhaneye geldi, bir sandalyenin üzerine çıkarak “Ne istiyorsunuz arkadaşlar “diye sordu. Öğrenci temsilcisi arkadaş durumu anlattı ve “Cumartesileri yemek çıksın istiyoruz hocam “ dedi. Rektör hoca “tamam arkadaşlar bu hafta sonu yemek çıkacak, hadi yemeğiniz soğumasın, yiyin afiyet olsun” dedi ve yemekhaneden çıktı gitti. Bizim derin sorunumuz, krize dönüşmeden anında çözülmüş oldu.

 Okulda öğrenciye verilen önem, maddi desteklerle de gösterilirdi. Başarılı olan ve sınıf geçme notu 2,5 ( 4’lü sistem üzerinden )üzeri olan her öğrenciye karşılıksız para yardımı yapıldığını hatırlıyorum. Devletten aldığım aylık bursun yaklaşık beş katı olan ve hiç beklemediğimiz zamanda verilen bu miktarın, öğrenci bütçesi için nasıl bir katkı olduğunu, bizde nasıl bir sevinç yarattığını anlatamam. O zaman ki söylentiye göre üniversite bütçesi fazla vermiş, üniversite senatosundan bu fazlalığı başarılı öğrencilere dağıtma kararı çıkmış.

*** *** ***

 1980 yılı, 12 Eylül’de darbe ile birlikte askerler bütün ülkenin üzerine çöküyor. Boğaziçi’nde asker sayısı artıyor. Askerler artık ağaç gölgelerinde uyumuyorlar ve yurtları sık sık,gece yarıları arıyorlar. Başka okullardan gelen arkadaşlarımızın geçmişte katıldıkları öğrenci faaliyetleri nedeniyle endişelendiklerini görüyoruz. Kampüs dışına daha az çıkıyoruz. Dışarıya çıktığımızda da boğaz yolunda en az üç çevirme ve üst aramasından sonra Taksim’e ulaşabiliyoruz.

 Rektörlük ve yönetim, öğrencilerini koruma konusunda askerlere direniyor. Bu duruma işgüzar bir subayın yarattığı bir hadise ile yakından şahit oluyoruz. Hadise şöyle cereyan ediyor; yurda gece geç gelen bir arkadaşımız, nöbet tutan askerlerle bir sebepten tartışıyor, asker yanlışlıkla silahını ateşliyor, kimse yaralanmıyor ama arkadaş yurda girip odalardan birine saklanıyor. Hadiseyi gece yarısı bütün yurdun bir bölük asker tarafından sarıldığında öğreniyoruz. Subay, arkadaşımızı istiyor, eğer teslim olmazsa bütün yurtta kalan öğrencileri Selimiye kışlasına götürme tehdidinde bulunuyor… Bizi götürecek otobüsler kampüste hazır, pencerelerden görüyoruz. Bütün yurtta kalan yaklaşık 250 öğrenci giyinip hazırlıklarımız yapıyoruz, daha önceden tecrübeli arkadaşların öğütlerini dinliyoruz. O yıl Selimiye Askeri kışlasına, Gayrettepe Polis merkezine girenlerin derdini anlatıncaya kadar üç ay kaldığını biliyoruz. Endişeleniyoruz. Araya rektör giriyor, görüşmeler, açılan telefonlar sonucu sabah karşı kuşatma kaldırılıyor. Sonradan yurttaki arkadaşlarımızdan birinin babasının İstanbul Sıkıyönetim Komutanı olduğunu öğrendiğimizde hadisenin nasıl kolay çözüldüğünü de anlıyoruz.

**** ****

 Okul bitiyor, mezuniyet töreninden sonra hayata atılıyoruz. Boğaziçi diploması yaptığım iş görüşmelerinde kapıları kolayca açıyor. Yıllar geçiyor. Mezuniyetten kırk yıl sonra şimdi geriye dönüp baktığımda, . Boğaziçi’nin verdiği kaliteli eğitim yanında, geçmişten gelen özgürlükçü ve demokrat yapısıyla, taşralı çekingen bir öğrenci olan beni, kendine güvenen, kişisel olarak kendini geliştirmiş, iletişim becerileri artmış, sağlam bir arkadaş çevresi edinmiş birine dönüştürdüğünün farkına varıyorum.

 Sonuç olarak; son günlerde Boğaziçi öğrencilerinin yaptığı protestolar haklıdır ve Boğaziçi’nin geçmişten gelen özgürlükçü ruhuna uygundur. Anlıyorum ki aradan geçen 40 yılda okulun özgür düşünen bireyler yetiştirme anlayışı hiç değişmemiş.

 Partili rektör ataması ve okulun talebi olmadan yeni bölümlerin açılmasıyla ülkenin gözbebeği okulum Boğaziçi’nin, ülkemin bağnazca tahrip edilen kurumları arasına gireceğini endişesini taşıyorum. 1981 mezunu bir Boğaziçili olarak, öğrenci ve akademisyenlerin gösterdikleri haklı karşı duruşun, gelecek güzel günler için bir umut ışığı olduğuna inanıyorum.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122