"google-site-verification" content="BBzqtWrXTOresAe-g1_fakLE8Sa7FhH5sxUsyofvfLs"
2 TEMMUZ SİVAS KATLİAMINI UNUTMADIK UNUTTURMAYACAĞIZ..!

Sinan Cantürk (okur mektubu)

Biliyoruz ki halkların tarihi nice kanlı katliamlarla doludur. Kuşku yok ki, bu en acı katliamlara tanıklık eden coğrafyanın başında Türkiye gelmektedir.
Dünden bugüne halklar onlarca faşist- gerici katliamlara tanıklık etti. Tarih 2 Temmuz 1993 Yer Sivas. Faşist ve şeriatçı cellatlar yine işbaşındaydı, Koçgiri de, Dersim de, 6-7 Eylül 1955de,1 Mayıs 1977, Maraş, Sivas, Çorum, Ankara-Balgat, İzmir-İnciraltı , Ulucanlar, Gazi Mahallesi, Roboski, Soma vb. gibi tanık olduğumuz devrimci-sosyalist ve Alevi emekçilere karşı uygulanan katliama bir yenisi daha ekleniyordu.

Madımak otelinde simsiyah bir duman yükseliyordu her yana.

2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta bir an soluksuz kalıyor. Soluksuz kalıyor onlarca insan, karanlığın orta yerinde. 35 can, 35 sanatçı-aydın-emekçi insan meşale olup bir bir saplandılar karanlığın bağrına. Süzerek direnci ateşten, göğe savurdular. Türkü oldular, şiir oldular, semah oldular. Soluklandı güneş, soluklandı gök, soluklandı insan.

Ki; karanlığa meşale olanlar küllerinden yeniden doğarlar

Onun içindir ki Sivas faşist şeriatçı katliam unutulmadı ve unutturulmayacaktır.

Evet, tam 22 yıl önce emeğin ve kardeşliğin sesi, sözü ve sazı olan onlarca devrimci, demokrat ve ilerici aydın ve sanatçı Sivas'taydılar. Hep bir ağızdan türküler söyleyip yarin yanağından gayrı her yerde, her şeyi paylaşmak için yüreklerini yan yana getirdiler. Emekten yana özgür bir dünyanın düşünü Sivas'a taşıdılar.

Elbette özgürlüğün, paylaşımın ve kardeşliğin düşmanı, faşist gerici şeriatçı güçler çürümüşlüğü, geleceksizliği temsil edenler boş durmuyordu. Günlerce, haftalarca öncesinden hazırlanmış kanlı bir katliam için hummalı bir hazırlık içerisindeydiler. Yapmak istedikleri şey emekçileri ve onların yanında yer alan tüm devrimci demokrat ve ilerici sesleri susturmak ve karanlığa mahkûm etmekti. Tıpkı Maraş'ta, Çorum'da olduğu gibi…

O gün Sivas'ta yaşanan faşist katliama tüm dünya tanıklık etti. Faşist diktatörlük sömürü düzenlerini korumak ve süreklileştirmek için yeni bir vahşetin, yeni bir katliamın daha altına imza attılar. İlk defa bir katliamı canlı yayın üzerinden kitlelere izlettiler. Her şey gün gibi ortada duruyorken, olayı bir Alevi-Sünni çatışmasıymış gibi çarpıtarak katledilen insanları suçlu çıkarmaya çalıştılar. Provokasyon dediler, tahrik dediler ve kendilerini aklamaya çalıştılar. Olayı bir avuç tetikçi ayak takımının üzerine yıkmaya uğraştılar.

HAYIR; O gün devlete rağmen değil bizzat devletin gözetiminde bir katliam yaşandı. Günlerce öncesinden başlayan hazırlık aşamasından katliamın yaşandığı ana kadar devlet polisiyle, askeriyle, valisiyle, resmi ve sivil güçleriyle oradaydı. Birbiri ardına yapılan açıklamalar, göstermelik yargılamalarla tetikçiler desteklendi korundu. 22 yıl değil 100 yıl geçse de Sivas katliamı unutulmayacaktır. Katiller elini kolunu sallayarak gezdikçe bu acılar asla dinmez. Faşist şeriatçı katilleri yakalamak bir yana Roboski de olduğu gibi yeni katliamların sorumlusu oldular. Hatırlanacağı üzere, Sivas katliamının sanıklarından Cafer Erçakmak karakola 300 metre uzaklıkta evinde öldükten sonra bulundu.

Politik hayatına Sivas katliamcıların avukatlığıyla başlayanlar AKP vasıtasıyla iktidardaydı. Katillerin serbest bırakılması dönemin başbakanı Erdoğan tarafından “hayırlı olsun” denilerek kutlandı. Sivas Katliamı’yla başlayan süreç bütün hızıyla devam etti. Yavuz Sultan Selim’in köprü ismi olması, sokağa dökülmekle tehdit edilen yüzde elliler, Gezi Parkı’nda, 6-8 Ekim, seçimlerde Diyarbakır da katliamda ve bütün Türkiye’de halka yönelik faşist saldırılar hep bu zihniyetin ürünü olarak sürüp geldi. Kısacası Sivas’ta harlanan ateş tütmeye günümüzde de devam etmektedir

Artık yeter; evet bunca acı ve vahşet yetmedi mi? Daha kaç insanımızın gözlerimizin önünde diri diri yakılmasını seyredeceğiz? Oysa ki tüm bu olanları engelleyecek ve katliamların hesabını soracak tek güç işçiler ve emekçilerin örgütlü güçleridir. Faşist katliamların hesabını sormak ve tüm demokrasi ve özgürlük sorunlarımızı kalıcı bir şekilde çözebilmek için yan yana gelmeli ve örgütlenmeliyiz. Bu en başta yitirdiğimiz 35 sanatçı, aydın ve emekçinin karşısında bir sorumluluktur. İnsan olmanın bir gereğidir. Sadece anma günlerinde değil her gün saflarımızı sıklaştırmalı ve bu zorba burjuva kapitalist sistemi teşhir etmeliyiz. İşte bu açıdan günümüz Pir Sultanlarına çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Gezi direnişinin devrimci ruhunu yeni katliamcıların yandaşları şeriatçılara karşı mücadeleyi geliştirip ileriye taşımak ve 2 Temmuz'da göğe kuş olup kanatlanan şehitleri güçlü bir şekilde selamlamak için karanlığa meşale olup mücadele alanlarında yerimizi alalım.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

MUHTAR NECATİ ALICI, HAYATINI KAYBETTİ!
Bolu’da geçtiğimiz günlerde PTT Caddesi’nde halasının oğlu tarafından silahlı saldırıya uğrayan...

Haberi Oku