"google-site-verification" content="BBzqtWrXTOresAe-g1_fakLE8Sa7FhH5sxUsyofvfLs"
MAHMUT ÖZTÜRK '…DERDİMİZ VAR: İSLAM, İSLAM, İSLAM”

“TÜRKÇE İLE FELSEFE YAPILMAAAAZ…” diyen feylesofumuz, Çin ziyaretinin ardından gittiği Endonezya’dan çok anlamlı ve laik Türkiye Cumhuriyeti için toplumsal ve felsefik değeri (!?) çok yükseklerde olan güçlü bir mesaj vermiş: “bizim tek derdimiz var: İslam, İslam, İslam. İslam’a gölge düşürülmesini kabul etmemiz mümkün değil” diye. İslamcılık oyunu oynamak için elbette Arapça önemli, Türkçenin ne önemi var? Feylesof, gerçekten çok haklıymış gibi görünüyor, kendilerinin derdi laiklik değil, fakat İslam da değil, İslamcılık oyunu. Asla dalga geçmiyorum.

 

1990’larda neoliberalizmin aklı ortaklaştırma demagojisine uyup “İslam ve Demokrasi, İslam ve Kadın, İslam ve Laiklik, İslam ve Modernizm, 1996 Hoşgörü Yılı (demagojisi), Türban ve Demokrasi…” başlıkları ile makaleler, konferanslar, paneller, etkinlikler peydahlayanlar gibi Laiklikle İslam’ı yan yana getirip tartışacak kadar aptal değilim. Bilim, çizgiyi net biçimde belirlemiş. J. J. Rousseau’ya göre özetleyerek söylersek Laiklik “Dinler üstü dindir, yani toplum dinidir. Her tür inançtan insanların, altında eşit, özgür ve kardeşçe yaşayabilecekleri şemsiyedir” ve bu nedenle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alarak tüm insanlığa adanmıştır.

 

Halkımızda yaygın bir deyim olan “Senin dinin sana, benim dinim bana” deyişi Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına tanıdığı özgürlüğün açığa vurulmasıdır. İslam’ın beş şartını yerine getirende, getirmeyende kendisini Müslüman olarak tanımlıyor.  Başı açık olanda kendisini Müslüman olarak tanımlıyor, rahmetli Hacı anam gibi başını geleneksel kapatanda. Amerikan uşakları Kenan Evren ile YÖK’ün kurucu ilk başkanı Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın Fransız ansiklopedisi Meydan Larousse’dan aşırıp “türban” adını koydukları, türban ile kafasını, kara çarşaf ile vücudunu baştan aşağı sarıp sarmalayanda kendisini Müslüman olarak tanımlıyor. Mübarek öyle bir din ki, toplumlardan toplumlara, ülkelerden ülkelere… değişiklik göstermesini bırakın bir kenara, kişiden kişiye göre bile değişebiliyor. Bu, göçlere tutsak olmuş Asya toplumlarına özgü bir yapıdır kuşkusuz. Avrupa’da, Hıristiyanların yaşadığı kanlı 30 Yıl-Mezhep Savaşları (1618-1648) ile üç mezhebin sınırları net olarak belirlendi. Buna karşın, İslam inanç ve mezhepleri, Hz. Osman’dan bu yana netleşmeyi sağlayacak süreçleri yaşayamadı. Emperyalizm ve işbirlikçileri, bugün İslami inanç ve mezhepsel farklılıkları sömürerek ve hatta her geçen gün yeni fraksiyoner inançlar ekleyerek amaçlarına ulaşmaktadırlar.

 

2005 yılında doçentlik yabancı dil sınavına hazırlanırken bir Fransız gazetesinde “Bosna’dan Mısır’a İslam” başlıklı bir makale okumuştum. Zavallı Fransız gazeteci, Müslüman Bosnalıların direnişine akıl sır erdiremiyor, kendince tahlil üretmeye çalışıp, özet olarak şöyle diyordu: “Ilımlı bir Müslüman adamın, kardeşi taassup sahibi tutucu bir müftü, kızı mini etekli ve Hollanda’da üstelik Müslümanlarca günah sayılan Heykel eğitimi alıyor. Bir de yanlarında Zaire’den silahlı cihat için gelmiş Abdu var. Küçük bir aile içinde bile, kişiden kişiye değişen bir din var ortada ve nasıl oluyor da bu insanlar birlik olup direnebiliyorlar? Bunun yanı sıra, ülkeden ülkeye farklı İslam anlayışları da var. Bosna’da farklı, Türkiye’de farklı, İran’da, Arabistan’da ve Mısır’da birbirinden farklı İslam anlayışları var. Bosna’da ki bu direnişe acaba hangi İslam anlayışı egemen?”.

 

Zavallı Fransız gazeteci, kültürel ve psikolojik birliğin inanç birliğinden çok daha önemli olduğunun farkına bile varamıyor(!?). Şu bir gerçektir ki, kendi güdük aklınca inanç ve mezhep farklılıklarını körüklemeye çalışarak emperyalist çıkarlara hizmet ediyor. Fransız atalarının, 700 yıl boyunca Osmanlının kapitilasyon hakkı tanıyarak yatırım yaptıkları ve Sevr Antlaşmasında hak iddia ettikleri Doğu Akdeniz Şeridi’nden (Çukurova, Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa…) kovan ve Laik Türkiye Cumhuriyetini kurmak için Müslümanları peşine takarak Türk kurtuluş savaşını yürüten “iki ayyaş’ı” unutması olanaklı değil. Belli ki atalarının kuyruk acısını kusuyor.

 

“TÜRKÇE İLE FELSEFE YAPILMAAAAZ…” diyen feylesofumuz, sanırım IŞİD’i kasdederek “…İslam’a gölge düşürülmesini kabul etmemiz mümkün değil” diyor. IŞİD, tecavüz ettiği kadınları köle olarak satıyor, insanları diri diri gömüyor, diri diri boğuyor, insanların boğazını kesiyor ve bu ölüm vahşetlerini reklam yapar gibi filme alıyor. Film deyince, burada, 2003 yılında Irak’ın işgalinde Amerikan askerlerinin Iraklı kadınlara tecavüzlerini porno filmlerle harmanlayıp, zevk metaforuna dönüştürerek biz Müslüman erkeklerin psikolojisini bozmak için CIA’nın yahoo üzerinden mail bombardımanı yapmasına değinmeden geçemeyeceğim. IŞİD, bu vahşetleri İslam adına ve şeriat hükümlerine uygun olarak yaptığını tüm dünyaya ilan ediyor. Ülkemizde, kendisini Müslüman olarak tanımlayanlar, IŞİD’in yaptıklarının Müslümanlıkla ilişkisinin olmadığına ve daha da ileri giderek bu örgütün Müslüman olmadığına hüküm vererek yaman bir çelişkiye parmak basıyorlar. Feylesofun yandaşlarınca IŞİD’e TIR’lar dolusu silah ve mühimmat yardımı yapıldığı iddiaları bu çelişkiyi çok anlamlı kılıyor. İslam’a gölge düşüren IŞİD’e yardım etme iddiası, feylesof ile yandaşlarının ve İslamcılık oyunlarının üzerine de gölge düşürmüyor mu? Bu gerçekse, feylesofun, İslam’a düşürülen gölgeyi değil, öncelikle kendi üzerine düşen gölgeyi dert etmesi gerekir.

 

04 Ağustos 2015 tarihli Vatan gazetesinin “8 Yaşındaki Kız Gerdek Gecesi Öldü” başlığıyla çıkan haberi, İslam’a gölge düşürecek boyutları aşan bir insanlık dramına dikkat çekiyor. Haberde: “40 yaşındaki bir adamla evlendirilen 8 yaşındaki çocuk gelin, ilk gecesinde girdiği cinsel ilişki sonrasında hayatını kaybetti… Kuveytliler adama ve kızın evlenmesine izin veren ailesine karşı ayaklandılar. Olay Yemen’in Suudi Arabistan’a sınır olan Hardh bölgesinde meydana geldi… Bildirilene göre Yemendeki kızların yüzde 25’i, 15 yaşın altında evlilik yapıyor. Ülkede 2009 yılında evlilik yaşı yasal olarak 17 olarak belirlenmişti. Ancak düzenleme ‘islami kurallara uygun değil’ diyerek sonradan yürürlükten kaldırılmıştı” ifadeleri yer alıyor.

 

Haberin, Yemen’de yaşanan bu felaket için ‘islami kurallara uygun değil’ ifadesine, Türkiye’de maddi ve kültürel temel yaratmaya çalışanlar başta olmak üzere, 6 yaşında çocukla evlenmeyi caiz sayanlar, annesinin dizinin üstünün görünmesinden tahrik olanlar… İslam’a düşürülen gölgenin de sorumlusudurlar.

 

İslam dini, laiklerden, ateistlerden, komünistlerden değil, bu rezillikleri ve canilikleri İslami kurallar bahanesi ile savunanlardan daha çok zarar görmektedir.  

Prof.Dr. Mahmut Öztürk

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

BOLU'DA HEYELAN RİSKİ NEDENİYLE KÖY...
Mudurnu’nun Gölcük Köyü yolunda İl Özel İdaresi ekipleri tarafından yapılan incelemelerin ardından...

Haberi Oku