GEÇMİŞE ÖZLEM

GEÇMİŞE ÖZLEM

Çocukluğumda ve gençliğimde sanırdım ki; ileride güzel günler beni bekliyor ve yarınlar dünlerden hep  daha güzel olacak. Ne boş hayalmiş! Şimdi anladım ki; güzel günler geride kalmış, umutla beklediğim yarınlar eski günlerimi aratacakmış. Meğer geçmiş günler, hayatım boyunca özlemini duyacağım bir zaman dilimi olarak kalacakmış. O zamanlar bunu nerden bilebilirdim ki!Geçmişte  kalan ve bugün özlemini duyduğum hangi güzellikten söz edeyim? Güzelliğini yitirdiğimiz, kendisine olan sonsuz güvenimizi kaybettiğimiz öyle çok şey var ki yazacak.

             Siyasilere güvenimiz vardı örneğin. Ne darbe yanlısı, ne Fetöcü şüphesiyle bakmazdık hiç birine. Meclisin saygınlığı vardı, siyasilerin saygınlığı vardı. Çocukluğumda başbakan veya herhangi bir siyasi radyoda konuşmaya başlayınca; anne- babamız tarafından uyarıldık. ”Susun! Başbakan konuşuyor.” Şimdi ise, Cumhurbaşkanı veya herhangi bir siyasi tv’de konuşmaya başlayınca;  ” Yine mi!” diye hayıflanmaya başlıyoruz. Kendilerinden o kadar bıktırdılar.

               Eski siyasilerin üslubunu da özlüyoruz. O günlerde hiçbir siyasinin, parti başkanının ağzından “Terbiyesizler, ahlâksızlar,  ulan, yahu, sevsinler seni, bize yutturacaklar, bunların kılavuzu karga” gibi ifadeler hiç duymadık. Son zamanlarda, bazı siyasiler konuşurken, çocuklarımıza kötü örnek olacaklarından endişe eder duruma geldik. Çocuklarımızın kendilerini dinlemesini istemiyoruz.

               Kurum ve kuruluşlara olan güvenimiz tamdı eskiden. Son yıllarda  bunların her birine şüpheyle bakar olduk. Öküzün altında buzağı arama paranoyasına tutulduk. Çünkü; bazı kurum ve kuruluşlar, başlarındaki kişiler hep sanki vatan haini ya da demokrasi düşmanı gibi gösteriliyor. Güvendiğimiz kişilerin bazıları, gazeteciler göz hapsinde, bazıları tutuklu. O nedenle, adalete de güvenimiz kalmadı.

            Medyaya  güvenimiz tamdı. Okuduğumuz, dinlediğimiz her haber mutlaka doğrudur diye düşünürdük. Hatta; haberin doğru olup olmadığını sorgulamaz, doğruluğuna inandığımız şeyin üzerinde kafa yormazdık bile. Gazetenin yazdığı, radyonun söylediği doğruydu. Bugün ise; ne okuduğumuz, ne dinlediğimiz habere inanıyoruz. Hep bir “acaba” sorusu aklımızı kurcalıyor. Gördüklerimiz karşısında bile gözlerimize inanamaz olduk. Çünkü izlediklerimiz bir mizansen, bir senaryo olabilir diye düşünüyoruz. Kendimizden bile şüphe ediyoruz.

               Eşimize- dostumuza- arkadaşımıza olan güvenimiz sonsuzdu. En sıkıntılı anlarımızda onlardan destek görürdük. Oysa şimdi, eşe- dosta- arkadaşlarımıza olan güvenimizi de kaybettik. Kimseye sırrımızı açamaz olduk, buna bağlı olarak kimsenin de sırrına vakıf olamıyoruz. Biz kimseye güvenmiyoruz, kimse de bize güvenmiyor. Kapandık kendi içimize, kör kuyularda debelenip duruyoruz. Bizim, başka kuyularda debelenenlerden haberimiz yok, onların da bizden haberi yok. Böylece sorunlarımız çakılıp kalıyor olduğu yerde; çözümsüzüz, umarsızız.

              Şöyle keyifle futbol bile izleyemiyoruz. Hakemlere, futbolculara güvensizlik diz boyu. Ya hakem taraf tutuyor, ya da futbolcu maçı sattı bahis uğruna diyebiliyoruz. Kazananı alkışlayamıyoruz. Başarı; gözümüzde basitleşti, küçüldü, hatta kirlendi. Hemen hemen her başarının altında Ali Cengiz oyunu arıyoruz.

              Reklâmlar bir kandırmaca, sağlık öğütleri bile, herhangi bir ürünün tüketimini arttırmak için bir hile diye düşünüyoruz. Yarışmalarda jüri üyelerinin tarafsızlığından şüpheleniyoruz. O nedenle herhangi bir yarışmada birinci gelen bir film, bir proje, ne bileyim herhangi bir emek; bizim için bir değer ifade etmiyor. Takdir etme, güvenme duygularımız köreldi gitti.

Eskiden ne kadar mutlu ve umutluymuşuz meğer.

Bizi mutlu eden ne varsa, artık bugün yok.

Yıkılmaz  ve sarsılmaz dostluklar yok.

Emeğe güvenimiz tükendi, emekçiye saygı kalmadı.

Komşuluk ilişkileri neredeyse yok oldu.

Gazeteler yalan, suçlamalar yalan, savunmalar yalan.

Doğru bildiklerimiz, bize yanlış olarak gösteriliyor.

Sevdiklerimiz, güvendiklerimiz gözümüzden düşürülmeye çalışılıyor.

Peki biz şimdi kimseye güvenmeden, kimseye inanmadan, kimi seveceğimizi ve kime inanacağımızı bilmeden nasıl yaşayacağız?

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2022, 14:49
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yücel Canpolat
Yücel Canpolat - 3 ay Önce

Peki biz şimdi kimseye güvenmeden, kimseye inanmadan, kimi seveceğimizi ve kime inanacağımızı bilmeden nasıl yaşayacağız?

Kamuran Öğretmenim hiç kuşkunuz olmasın, karanlık tünelde yaktığınız ışığınız ışığımız ve yolumuzdur.

Esen Toykan
Esen Toykan - 3 ay Önce

Hepimizin geçmişe olan özlemini ne güzel dile getirmişsin Sevgili Kamuran , kalemine, yüreğine sağlık...

SIRADAKİ HABER