GÖÇMEN DÜŞMANLIĞI SONUNDA KAYBEDER!

Cumhuriyet Gazetesi'nin 1 Ağustos 2021 tarihinde çıkan Cumhuriyet Pazar Eki'nde Mustafa Kemal Erdemol'un Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan dair kaleme aldığı yazı.. Okumanız dileğiyle..

GÖÇMEN DÜŞMANLIĞI SONUNDA KAYBEDER!

(Mustafa Kemal Erdemol)

Kentine gelip sığınmış göçmenlere ilişkin uygulayacağını söylediği kararlarla artık ne kadar kaldıysa, vicdanlı insanların tepkisini çeken malum Belediye Başkanı, ülkede siyaset yapma tarzının ne olduğunu kavramış son derece uyanık biri. Kentinin insanlarının sosyal demokrat sanarak seçtikleri başkanın, refleksleri sağcı bir yabancı düşmanı olduğu ortaya çıktı, malum. Uygulayacağını söylediği kararları savunurken "Şimdi bana faşist diyecekler desinler" sözleri ile de yaptığı kötülüğün bilincinde olduğunu gösteriyor.

Çünkü yapacaklarını ancak bir faşistin yapacağını kendisi de kabul ediyor. Yani yaptığının tek bir adının olduğunu, biz değil, kendisi söylemiş oluyor. Bu tutumuyla da sorunların çözümüne ‘faşist’ yöntemlerde olduğu inancını da aşılıyor. Böyle de bir kötülüğü var.

Herhangi biri olarak bu görüşleri dile getirmiş olsaydı, bu tür insanların varlığından ötürü hep duyduğumuz üzüntü dışında, pek de öyle tepki göstermezdik.

Çünkü var bunlardan bu ülkede milyonlarca. Ancak zat bir kentin önemli bir kurumunun başında. Sözlerini, icraatlarını vahimleştiren bu konumu zaten. Kentindekilerin sosyal statüsünün, vatandaşlık durumunun onu ilgilendirmemesi gerekirken o tam tersini yapıyor.

Bakın iddia ediyorum. Gelecekte, kopmasının da an meselesi olduğu partisinden ayrıldığında siyasetimizde çok ama çok önemli bir rol oynayacak başkan. Çünkü damarı yakalamış durumda. Tutumuna destek veren milyonlarca insan olduğunu biliyor. Kararlarına bakıp ‘iyi yapıyor’ diyen büyük orandaki destekçilerinin arasında her türden sağcı var, milliyetçi var, dinci var, ateist var, laik var, kendisini solcu sanan var. O nedenle ‘desinler’ dediği faşist suçlamasına aldırmıyor. Getirisinin olduğu her toplumda iş yapar bu görüşler. Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte de böyle başlamıştı. Belediye Başkanı olduğu kentte uyuşturucu satıcılarına Çinli göçmenlere, sözüm ona halkın çıkarına olduğu iddiası ile hukuk dışı baskılar yapması ile sağladı popülaritesini. Şimdi devlet başkanı iken de aynı tutumu sürdürüyor. Dünyada hukuk dışı uygulamaları ile en çok suçlanan siyasi figürdür.

ACELE ETMELİ
Başkana tavsiyem, görevinden ayrılıp eğer mevcut partilerden birinde yer almayacaksa hemen göçmen karşıtı bir parti kurmasıdır. İktidar değilse iktidar ortağı olacağına iddiaya girerim. Çünkü böyle yapıp başarıya ulaşanlar var. Çok konuşulmaz ama ABD’de göçmen karşı bir parti vardı, 1800'lerde kongrede 40'tan fazla sandalye kazanacak kadar toplum desteğine sahip oldular. Bir ara adı Amerikan Partisi’ydi (Amaca çok uygun bir ad) ama kamuoyunun da Know- Nothing (hiçbir şey bilmiyorum) adıyla bilinirlerdi.

Nedeni şudur; Önceleri 1849’da, New York'ta The Order of the Star-Spangled Banner adıyla gizli faaliyet gösterirlerdi. Üyelere örgütleri hakkında soru sorulduğunda ‘hiçbir şey bilmiyorum’ olurdu yanıtları. Yabancılar, göçmenler bu yanıtı onlardan söz ederken bir tür lakap gibi kullandılar. Bu örgüt büyüdü, gizlilikten çıktılar, sonunda 1850’lerde Amerikan Partisi adını aldılar. Ülkenin ilk göçmenlik karşıtı partisiydi.

Ülkelerindeki büyük kıtlıktan kaçıp gelen o zavallı İrlandalı göçmenler ile Alman göçmenlere çok zulüm yaptılar. Beyazların diğer ülke beyazlarına karşı kurduğu bir tür Ku Klux Klan’da denilebilir bunlara.

Irkçılıkla bezeli bir "yerlilik" anlayışları vardı. Yerli beyazlar Protestan olduklarından İrlandalılar ile Almanlara Katolik oldukları için de karşıydılar. Irkçılık ile mezhepçilik ‘nefret’ için harika karışımlardır, bilirsiniz.

Dönemin siyasilerinin göçmenler üzerinde saf toplum, temiz düzen lafları ile göçmen düşmanı duyguları kabarttığı toplumda yükselme başarısını gösterdi, Amerikan Partisi. Göçmenlerin sosyal hastalıkların kaynağı olduğunu söylediler sürekli, hepsinin ayyaş, ahlaksız olduklarını da. 1840'larda, 50'lerde New York, Baltimore, Philadelphia, Chicago, Cincinati, Lousville gibi bölgelerde göçmen karşıtı isyanlarda çok vahşi roller oynadılar.

Mayıs 1844’te Katolik çocuklar Protestan ilahileri okusunlar mı okumasınlar mı tartışmasından patlak veren ayaklanmada göçmenlere ait kiliseleri yaktılar, 14 göçmeni öldürdüler. Temmuz ayındaki ikinci ayaklanmada bir Katolik kilisesine saldırdılar. Yerliler ve göçmenler arasında çıkan çatışmalarda 20'ye yakın kişi öldü.

TARİHTE BENZERİ ÇOK
İlginç olan Amerikan Partisi  (Know Nothing) üyelerinin çoğunun işçi sınıfından gelmesiydi. Gücü ellerine geçirdikleri yani belediye başkanlığını aldıkları yerlerde tıpkı bizim başkan gibi göçmenlere özel zorluklar çıkardılar. İkamet koşullarına yeni maddeler eklediler, vatandaş olmak için gerekli süreyi 5'ten 21 yıla çıkardılar, yabancı topraklarda doğdukları için göçmenlerin oy haklarını iptal ettiler, kamu kurumlarında görev almalarını yasakladılar, bizim başkanın göçmenleri daha pahalı elektrik, su faturası uygulaması gibi göçmen düşmanı kararlar aldılar.

Ama 1856’dan itibaren çok şey değişti. Düşüşe geçtiler. Kongrede 30'dan fazla sandalye kaybettiler. Çünkü işçi hareketi güçlenmiş, sendikalar işçi sınıfında yayılma eğilimi gösteren göçmen karşıtlığını silip süpürmüştü. Sınıf kardeşliği galip gelmişti. Zamanla parti silinip gitti.

Başkana kıyağım olsun. Kuracağı göçmen karşıtı bir parti ile hayli ş yapar. Sağcılarla ‘solcuların’ bu kadar ortak oldukları bir konuda bulamaz kolay kolay. Kimsenin insanlık falan diye bir derdi de yok nasılsa. Ortam hayli uygun yani. Başkana adının tarihte kimlerin yanına yazılacağına bir an önce karar vermek düşüyor. Hadi başkan..

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER