KAMURAN ESEN YAZDI:KİN NEFRET HAKARET DOLU SÖYLEMLER CANIMA TAK ETTİ

KAMURAN ESEN YAZDI:KİN  NEFRET  HAKARET  DOLU  SÖYLEMLER  CANIMA TAK  ETTİ

                Yetmişime merdiven dayadım; hayatımın hiçbir döneminde kendimi, son yıllardaki kadar kötü, bu kadar değersiz hissetmedim. Neden mi? Hangi birini yazayım? Bırakın ayrıntıyı, sadece maddeler halinde yazsam, pehlivan tefrikasından daha uzun olur yazım. Hayat pahalılığı, T. C. kimliğinin satışa çıkarılması, vatan topraklarının yabancılara peşkeş çekilmesi, yabancılara konut satanlara devlet desteği verilmesi, hazine arazilerinin imara açılması, ormanların yok edilmesi, hak – hukuk- adaletin ayaklar altına alınması, adam kayırma, ihaleleri hep aynı ellerin alması, halkın kutuplaştırılması vs vs. Yazmakla bitecek gibi değil.

              Ancak, benim bugün söz etmek istediğim başka bir konu var. İçimde bi yara. O yara da; vatandaş olarak uğradığımız hakaretler, kin- nefret dolu söylemler. Kendi elimizle başımıza getirdiklerimizin ağızlarından dökülen  iftiralar, ithamlar, alaycı söylemler. Bizi yönetenlerin; en üst kademeden başlayarak, altlara da sirayet eden  kibirli, aşağılayıcı tavırları, hatta bizimle dalga geçmeleri, bizi küçümsemeleri.

             Vatandaş olarak, uğramadığımız hakaret kalmadı. Terörist olduk, darbeci olduk, aklı ermezler olduk,  hatta vatan haini olduk. Birileriyle siyasi görüşümüz ayrı olduğu için, kişilik haklarımıza saygı duyduğumuz için, özel hayatımıza başkalarının müdahale etmesine izin vermediğimiz için uğradık bu hakaretlere. Bize, M.K. Atatürk tarafından “Aziz Milletim!” şeklinde hitap edilmesine alışmış olmamız sebebiyle, bazı siyasilerin hakaretlerini kaldıramıyoruz.

Ne gibi hakaretler mi? Şu anda aklıma gelenlerden sadece birkaç tanesini yazayım:

 Makyaj yapan bir kadınsak, kaportamız bozuk olduk.

Muhalif sanatçıysak,  yarım porsiyon sanatçı olduk.

Heykeltıraşsak, ucube eserler yapan biri olduk.

Muhalif köşe yazarı isek, ağzımızdan lağım aktı  ya da ağız ishaline tutulmuş biri olarak tanımlandık.

Muhalefet partilerinden birinin mensubu olmamız nedeniyle,  dangalak damgası yedik.

 Bir şarkıda, Adem ve Havva anamızla ilgili yaptığımız bir ironi sebebiyle, dili kopartılması gereken bir sanatçı olduk.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi isek, terörist olarak yetiştiriliyor hakaretine ve iftirasına uğradık.

Hayvan sever biri isek, köpeğiyle yatanlar olarak gösterildik.

Doğa tahribine, ormanların imara açılmasına karşı olmamız sebebiyle;  yeşili çok seviyorsanız, gidip ormanda yaşayın öğüdünü aldık. Dolaylı olarak, dağ ayısıyla bir tutulduk.

KPS’den 80 – 90  üzeri puan almamıza rağmen; mülakatta en düşük puanı alarak,  geri zekâlı yerine konulduk.

Sırf muhalifiz diye;  hiçbir şeye aklınız ermez, bizim yaptıklarımızı hayal bile edemezsiniz hakaretine uğradık.

Eğer  siz de iktidardan yana değilseniz sevgili okurlar; birilerinin ifadesiyle söyleyeyim: Tembel, çapsız, kifayetsiz, vizyonsuzsunuz. Eşşek bile bir semer bırakmıştır, siz, hiçbir şey bırakmamışsınızdır, bırakmayacaksınızdır. ( Bu hakaretlerin hepsi, arşivden alıntıdır. Hatırlatmak isterim.)

         Ne kadar acı,  ne kadar onur kırıcı, değil mi? Onların söylemlerini yazmak bile, bana kendimi kötü hissettirdi. Çünkü biz; Yunus Emre’nin, Mevlana’nın sevgi dolu yüreğini, gönül alan dilini örnek alarak büyütüldük. Ve o sebeple, yukarıda sadece birkaç örnek verdiğim hakaretler, ithamlar bize çok ağır geliyor. Kendimiz söylemişiz gibi bizi utandırıyor.

 Diyor ki Yunus Emre:
“ Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın, namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin’ , yüzün’ yumaz değil.”

         Her şeye rağmen; devletimize, milletimize güveniyor, güvenmeye devam ediyor ve güzel günler göreceğimize inanıyoruz.

Hoşça kalın sevgili okuyucular.

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2022, 13:18
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER