MEHMET TUNÇKOL YAZDI:DERTLİ GAZETESİNDEN SEÇMELER -III-

MEHMET TUNÇKOL YAZDI:DERTLİ GAZETESİNDEN SEÇMELER -III-

                             RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI

Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) imzalanmasını izleyen işgal günlerinde;“Mütareke Basını-İşbirlikçi Basın” diye bilinen yayın organları, İtilaf Devletleri ordularının Anadolu içlerine doğru uzanan işgalleri sırasında“Sahibinin Sesi” gibi yayın yaparakMilli Mücadele’ye büyük zarar vermişlerdir. Bu yayın organları arasında yeralan; Ali Kemal’in “Peyam-ı Sabah”ı, Refii Cevat’ın (Ulunay)“Alemdar”ı, Refik Halit’in (Karay) “Aydede”si akla ilk gelenler arasındadır. Anadolu’da yayınlanan ve Milli Mücadele’ye karşı düşmancatavır alarak İtilaf Devletleri İşgal Kuvvetleri’ne ve Damat Ferit Hükümeti’ne hizmet edenyayın organları arasında; Trabzon’da “Selamet”, Balıkesir’de “İrşad”, Bandırma’da “Adalet”, İzmir’de “Islahat”, Adana’da “Ferda”, Bolu’da “Kürsii Millet” vb. gazeteleryer almaktadır (1).

Mütareke Basını;İtilaf Devletleri İşgal Kuvvetleri’nin ve işbirliği içindeki İstanbul Hükümeti’nin gözüne girmek, mandacı ve teslimiyetçi zihniyetinpropagandasını yapmak, vatanın bağımsızlığı için mücadeleye girişen Kuvayı Milliye önderlerinihalkın gözünde küçük düşürmek, karalamak amacıyla, sahibinin sesi gibi yayın yapmaktadır. Bu gazete ve dergilerin sahipleri, yazarları;para, kâğıt temini, gazete dağıtımıvb. konularda hiçbir sıkıntı çekmeden,kendilerine -bahşedilen- İngiliz ve Osmanlı altınlarıyla ceplerini doldurmakta, önemli mevki ve makamlara yükseltilmektedirler(2).

   Mütareke Basını-İşbirlikçi Basın olarak tanımlanan bu camianın en saldırgan kalemlerinden birisi de, “kendi kendine yakıştırdığı filozof sıfatını!”kullanmaktan pekhoşlananRıza Tevfik’tir. Rıza Tevfik (Bölükbaşı), gençlik yıllarında keskin bir İttihatçı ve II. Abdülhamid karşıtıdır.Rıza Tevfik,  II. Meşrutiyet’in ilanı sonrasında İttihat ve Terakki Fırkası’ndan ayrılarak 1910 yılında kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na geçer.Bu seferde tam bir İttihatçı düşmanı kesilir. Bir dönem, “dini şüphecilik” içine düşer (3). *(Yazımızın son bölümünde yeralan ‘Sorma Hocam’ başlıklı şiiri, o günlerde yazdığı şiirlerin bir örneğidir.)

   Rıza Tevfik, -her dönemin etkili, hâkim güçlerine yakın duran tavrıyla-; Osmanlı Meclisi Mebusanı’nda Edirne Mebusluğu, Maarif Nazırlığı, Şûra-yı Devlet Reisliği, Darülfünun hocalığı görevlerinde bulunur. Mütareke yıllarında, yeniden çark ederek bu sefer de II. Abdülhamid’den özür dileyen şiirler yazar(4). Mütareke Dönemi’nde, İngilizlerin güvenilir bir dostu, Damat Ferit Paşa’nın yakın ahbabı olarak Kuvayı Milliye’nin ve Mustafa Kemal Paşa önderliğinde yükselen Milli Mücadele’nin azılı düşmanı kesilir. 1922 yılının Nisan ayı başında, Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) Edebiyat Bölümü öğrencilerinin, İngiliz yanlısı-işbirlikçi Darülfünun hocalarına karşı başlattığı büyük öğrenci boykotu sonrasında üniversitedeki görevinden atılır(5).

                    *Rıza Tevfik (Bölükbaşı) oğullarıyla

 Rıza Tevfik’in (Bölükbaşı), Alemdar gazetesindekiyazılarındanalıntıladığımız birkaç örnek, onunişbirlikçi zihniyetini ve Milli Mücadele düşmanlığını açıkça göstermektedir:

“… Osmanlı Hükümeti, Kuvayı Milliye haydutlarını, Şer’iata ve kanunlara uygun olarak red ve inkâr ve idama mahkûm ettikten sonra geride kalacak olanlar da ne adamakıllı Türk’tür (!) ne de doğru, dürüst Müslümandır. Bunlar da cezalandırılmalı ve temizlenmelidir. Nitekim cezalandırılacak ve temizleneceklerdir…”(6)

“…Bugün, bütün Anadolu Türk’ü, Kuvayı Milliye’ye lanet etmekte ve Tanrı’dan imdat beklemektedir. Kuvayı Milliye’den zulüm gören bir sürü halk ise Yunan istilasını hiç de felaket saymıyor ve ona katılıyor… Ona yardım etmekten de çekinmiyor. Mustafa Kemal, tarihte elbette bir isim bırakacak. Fakat bu, Profesör Lombroso’nun inceleyip araştırdığı siyasal mecnunlar arasında bir isim olacaktır… “(7)

“…Anadolu’daki direniş bir blöf, bu haydut çetelerine hadlerini bildirmek de bir zarurettir. Anadolu, Avrupa uygarlığının gereklerine uygun olarak bu zararlı haşerattan bütünüyle temizlenecektir. Bunu Osmanlı ve Müslüman çıkarlarına tamamen uygun bir hüküm olarak kabul etmeliyiz… “(8)

RIZA TEVFİK HAKKINDA DERTLİ GAZETESİ’NDE YAYINLANAN İKİ DEĞERLENDİRME

   Milli Mücadele günlerinde Bolu’da çıkarılan ve 16 Ağustos 1919 günü ilk nüshası yayınlanan Dertli gazetesinde, Rıza Tevfik’in -emperyalist işgali destekleyen, Milli Mücadele’yi karalayan- yazılarını eleştiren yazılar yayımlanır. Dertli gazetesi; yayınladığı haberlerde, bilgilendirme ve yorum yazılarında, zengin ve geniş bir haber ağından yararlanmaktadır. Dertli gazetesinin yazılarında; Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi’ne bağlı İstanbul, Zonguldak, İnebolu vd. istihbarat şubelerinden, yabancı ajans haberlerinden, Avrupa’da yayınlanan gazetelerden, Avrupa telsiz istasyonlarından, askeri telsiz istasyonları aracılığı ile elde edilen haberlerden, İstanbul basınından yararlanıldığını, Türkiye’de yayınlanan İngilizce, Fransızca, Ermenice, Rumca gazete ve dergilerden tercüme haberlere yer verildiğini görüyoruz(9).   

*Sevr Anlaşması’nı imzalamak üzere 23 Temmuz 1920 günü bir Fransız gemisine bindirilerek Paris’e gönderilen Osmanlı delegeleri.(Sol baştan itibaren; Rıza Tevfik,Damat Ferit Paşa (fesli),  Bağdatlı Hadi Paşa veBern Elçisi Reşat Halis. (Bu dört imzacıdan; Rıza Tevfik, Hadi Paşa ve Reşat Halis, 150’likler listesine alınarak TBMM kararı ve Cumhurbaşkanlığı onayıyla, -vatana ihanet suçuyla-  Türk vatandaşlığından çıkartılmıştır.)

                                                                                                   *

1.Dertli gazetesinin 14 Şubat 1338 tarihli 104’üncüsayısında, Rıza Tevfik hakkında şu yazı yer alıyor:

“… RIZA TEVFİK’İN KALEMİ”

                     *(Dertli gazetesi, 14 Şubat 1338/1922 Salı. Sayı: 104)

“ (…) Şarlatanlık ve ahlaksızlık ile meşhur Rıza Tevfik’in, Sevr Muahedesi’ni imzaladığı kalemi, İstanbul’da Robert Kolej’e [y.n: Amerikan Kız Koleji]hediye ettiğini yazmıştık.

Kolej; bir Amerikan müessesesi olduğunu ve Türkiye’nin idamını imzalayan bir kalemin kendi müzesinde bulunmasını, nezaketle muvafık görmediğini beyan ederek kalemi reddetmiştir…”(10)

*

 2.Dertli gazetesinin 11 Nisan 1338 tarihli 112’nci sayısında da Rıza Tevfik’le ilgili şu yazı yayımlanır:

*(Dertli gazetesi, 11 Nisan 1338/1922 Salı, Sayı:112.“

*(…) Rıza Tevfik, kendi imzasının üstüne (filozof) imzasını atan, bugün edebiyat ve felsefeden, yarın spor ve cambazlıktan demvuran bir şaklabandır ki ‘hergün kirli çamaşır değiştirir gibi milliyet ve kanaat değiştirmiş’ ve Arnavut olduğunu ilan etmekle beraber ‘Türkler aleyhinde zebanetrazlıkta[cehennem bekçiliğinde] bulunmaktan çekinmemiştir’. 

Bununla beraber ‘Sevr Muahedenamesi namındaki mahud[kötü bilinen] esaretnâmeyiDamadFerid’in emriyle imza ederek bu milletin, bu devletin hayatına hatime çekmek istemiştir’. Hal böyle iken Darülfünun’da muallim bulunan bu nankör ve sefil insan, nihayet bir Türk şairinden bahsederken Türkleri tahkir etmekten ve Peyam-ı Sabah gazetesinde daha mülevves [pis, bulaşık]sözler sarf eylemekten geri durmamıştır.”(11)

SEVR ANLAŞMASI’NIN İMZALANDIĞI KALEM

   Osmanlı Devleti’nin idam fermanı olarak kabul edilenSevr Anlaşması (10 Ağustos 1920) ile Anadolu toprakları; İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan devletleri ve Ermeni, Rum azınlıklar arasında paylaşılmaktadır. Sevr Anlaşması’na, Osmanlı delegesi olarak imza atan isimler; Damat Ferit Paşa, Bağdatlı Mehmet Hadi Paşa, Reşat Halis ve Rıza Tevfik (Bölükbaşı)’dır.  Dönemin basın organlarında;delegelerin Sevr Anlaşması’nı imzaladığı kalemin, Rıza Tevfik tarafından Robert Kolej- (Amerikan Kız Koleji’ne) hediye edilmek istendiği, fakat bu Amerikan eğitim kurumunun, Rıza Tevfik’in getirdiği altın kalemi, nezaketle reddettiği haberleri yeralır(12).

    Milli Mücadele’nin başarıya ulaştığı-Büyük Taarruz’un kazanıldığı günlerde, yakın ahbabı ve yol arkadaşı Ali Kemal’inİstanbul’da yakalanması ve Nurettin (Sakallı) Paşa’nın düzenlediği bir -tertiple-6 Kasım 1922 günü İzmit Tren İstasyonu’nda linç edilmesi üzerine, Rıza Tevfik, kaçırılma sırasının kendisine geldiği kuşkusuyla,  İstanbul’daki İngiliz Sefarethanesi ’ne sığınır. Elçiliğin Baş tercümanıve entrika uzmanı Mr. Ryan’dankorunma talep eder(13).Elçiliğin salonları, bahçesi ve yakın yollar, İngilizlere sığınarak yurt dışına kaçmak isteyenlerle doludur… Burada pek yüz bulamayınca, Amerikan Sefareti ’ne koşar. Kendisi gibi buraya sığınan; Hoca Zeynelabidin, eski Şeyhülislam Sabri Efendi, Hilafet Ordusu KumandanıSüleyman Şefik Paşa gibi isimlerle birlikte Egypt vapuruna bindirilerek, İngiliz askerlerinin korumasında, 8 Kasım 1922 Çarşamba günü Mısır’a kaçar(14). 

1924 yılında 150’likler listesinde yer alan, 1927 yılındaTürk vatandaşlığından çıkarılan Rıza Tevfik, 1938 yılının Haziran ayında çıkarılan af sonrasında 1948 yılında yurda döner. Rıza Tevfik, ülkeye geri döndükten sonra; yeni yönetime, Cumhuriyet idaresine yönelttiği övgü dolu yazılarıyla tekrar basın âleminde boy gösterecektir(15).  Rıza Tevfik Bölükbaşı, Sevr Anlaşması’nın imzalanmasının üzerinden 28 yıl geçtikten sonra da, “meşhur altın kalem” hikâyesinin doğru olmadığını anlatacaktır:

“…10 Ağustos günü bizi Sevr’e götürdüler. Meşhur çini ve porselen fabrikasının, imza için hazırlanmış salonuna aldılar. (…) Solumuzda oturan Venizelos başkanlığı altındaki Yunan delegasyonunun, tarifi imkânsız bir gururlu halleri vardı. Ağzımızı açmamız bile yasaklanmıştı. Yapacağımız tek şey imza atmak ve mühür basmaktı. (…)Bu gün artık seksenine merdiven dayamış bir kimseyim. Bir ihtiyarım. (…) Ben, galip bir devletin mümessili olarak değil, mağlup bir devletin mümessili olarak bir anlaşmaya imza atmıştım. Bir insan, ne kadar düşmüş olursa olsun, böyle bir küçüklüğü nefsine yedirebilir miydi? (…) Benim Sevr’de iken cebimde zaten bir altın kalem yoktu ki anlaşmayı bununla imza etmiş olayım!” (16).

        BOLULU REFİK FİRAKİ’NİN KALEMİYLE RIZA TEVFİK

Bolu ve çevresinde “Gamlı Firaki”namıyla tanınan Ahmet Refik (Üstüok), H-1322senesinde Mekteb-i Harbiye’yi ikincilik derecesiylebitirerek kıta görevine başlamış bir Osmanlı zabitidir. 31 Mart Vakası sırasında, Selanik’ten İstanbul’a gelen Harekât Ordusu’nda görev yapan, Balkan Savaşları’na katılan Ahmet Refik, I. Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale Cephesi’nde aldığı savaş yaraları ve sonrasında yaşadığı zihni rahatsızlık sebebiyle,askeriyeden malulen emekliye ayrılmış ve Bolu’ya dönmüştür. Osmanlı Erkan-ı HarbiyyeMerkezinde Matbuat Dairesi’nde de bir dönem görev yapan Yüzbaşı Ahmet Refik,  Bolu’ya döndüğü 1920 yılında “Gamlı” adıyla bir dergi çıkarmıştır. Daha sonra,yaşadığı döneme dair görüp yaşadıklarını ve düşüncelerini de, -halen yayınlanmamış olan- “İmad” adını verdiği defterde toplamıştır. “Gamlı’nın Manzum ve Mensur Mecmuası-İmad” başlığıyla hazırlanan bu defterde, dönemin sosyal ve siyasi olaylarına dair bilgiler mevcuttur. Refik Firaki, İmad adını verdiği defterinde, Rıza Tevfik’in bir şiirini ele alarak cevap niteliğinde bir şiir yazar (15). *Rıza Tevfik, “şüphecilik” dönemlerinde,   “Sorma Hocam” başlıklı, sekiz dörtlükten oluşan bir şiir yazmıştır. Bolulu Refik Firaki de, Rıza Tevfik’in bu şiirine karşılık olarak dokuz dörtlükten oluşan bir cevap yazar. Firaki’nin “İmad” adını verdiği defterinde, Rıza Tevfik’in Sorma Hocam başlıklı şiiri vedevamında da Refik Firaki’nincevabı yer almaktadır(17)

*Rıza Tevfik’in şiirinden seçtiğimiz, birinci ve sekizinci dörtlükler:

“Sorma Hocam

1-

Bana sual sorma, cevap müşkildir,
Her sırrı ben sana açamam hocam.
Hakkın hazinesi darı değildir,
Cami avlusunda saçamam hocam.

(…)

8-

Feylesof Rıza'yım dinsiz anlama,
Dini ben öğrettim kendi babama,
Her ipte oynadım cambazım amma,
Sırat köprüsünü geçemem hocam.

                                   Rıza Tevfik (Bölükbaşı)

*Refik Firaki’nin cevabından seçtiğimiz dörtlükler:

“Bolu’daki İslâm Kırâathane’sinden. 9 Kanun-ı Sâni 1339.

Rıza Tevfik hakkında Firaki’nin Cevabı

(Vezin milli, on beşli, kafiye murabba)

-1-

Rızâ Tevfik dediğiniz feylesoflar taslağı

Buna su’âl sormayınız, o âvâre kasnağı

İslâmiyette sır yoktur, Firâki’den dayağı

Yiyecektir, görsün hocam, Rızâ Tevfik uşağı.

(…)

-3-

Müslümanlar kayd-ı âhret düşünmezse mert olur

Bu cihetçe maddî manevî çalışıp lort olur

Rızâ Tevfik Bey gibiye cevap verir kurt olur

Âhretini tahfif etmez, oralarda yurt olur.

(…)

-6-

İbâdet de, kabâhat de gizli yapılır Rızâ’m

Din-i İslâm doğru yol, herhalde tapılır Rızâ’m

Cevherin iyileri her yerde kapılır Rızâ’m.

Samanın altına su salanlar atılır Rızâ’m.

(…)

-8-

İslâmiyet hakikattir, sen bunu alaylama

Hocalarım mukaddestir onları kalaylama

Gittiğin yol pek fenadır, sen oraya boylama

İcâbında her şeyi yedin, sen gidesin yaylıma

-9-

Dinilerin feylesofu olamazsın sen Rızâ

Bu dediğim sırça saray, kırar isen ez-kaza

Şu cihetle yakana sarılır her türlü ceza

Fikrin tekrarında hatıfım mutlaka kıza.

Hitam.”(18)


                    150’LİKLERİN YURDA GERİ DÖNÜŞÜ

Milli Mücadele yıllarında, İtilaf Devletleri işgal kuvvetleriyle işbirliği yaparak vatana ihanet suçu işlediği TBMM tarafından kabul edilen “150’likler listesi”, 23 Nisan 1924 günü Meclis’te kabul edilerek Bakanlar Kurulu’na gönderilmiştir. Daha sonra Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya sunulan “150’likler listesi”, 1 Haziran 1924 günü onaylanmıştır.Yaklaşık üç yıl sonra da 28 Mayıs 1927’de TBMM’nin kabul ettiği bir diğer yasayla “150’likler listesi”nde yer alanlar Türk Vatandaşlığından çıkarılmıştır. Bu kanunun yayınlanmasından on bir yıl sonra; -Cumhurbaşkanı Atatürk’ün sağlığında ve onun buyruğuyla hazırlanan-“26 Haziran 1938 tarih ve 3527 Sayılı Kanun”la 150’likler listesi’nde adı bulunanlar bağışlanmış, Türk Vatandaşlığına kabul edilmelerine ve yurda dönüşlerine onay verilmiştir(19).

“Mütareke Basını-İşbirlikçi Basın”ın önde gelen kalemlerindenAli Kemal, 6 Kasım 1922’de, Nurettin (Sakallı) Paşa’nın –tertibiyle- linç edilmiştir. Onun yakın ahbabı olan yol arkadaşları ise 150’likler listesine alınmış,‘Vatana İhanet’ suçu ile Türk vatandaşlığından çıkartılarak yurt dışına gönderilmiştir (150’likler listesinde yeralan isimlerden 90’ı aşkın kişi, Büyük Taarruz sonrasında yurt dışına kaçmış bulunuyordu). Ali Kemal’in yol arkadaşı olan gazetecilerden, -26 Haziran 1938 affı ile yurda geri dönen-;Refii Cevat Ulunay, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Refik Halit Karay, Tarık Mümtaz Göztepe, Mustafa Neyyir Uskangibi isimler,bu sefer de genç TürkiyeCumhuriyeti’ne övgüleryağdıran yazılarıyla ve -geçmişlerini unutturma gayreti içinde-yaşamlarını sürdürmüşlerdir (20).

……………………………………………………………………………………..

Güncelleme Tarihi: 05 Temmuz 2022, 12:59
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER