"google-site-verification" content="BBzqtWrXTOresAe-g1_fakLE8Sa7FhH5sxUsyofvfLs"
Gündem:
SON YARIM ASRIN EN POPÜLER DEVLET SIRLARI…

Bir  burjuva iktidarının  başı sıkıştığında sığındığı  iki tane  fare deliği vardır.Birincisi “örtülü ödenek…” Nereye gittiği belli olmayan ayni ya da nakdi bir toplam vardır, hesabı ödemekten  kurtulmanın çaresi bellidir: “Devletin ali menfaatleri için filanca şahsa tahsis edilmiş  örtülü ödenek olarak sarf edilmiştir…” bitti…

 

İkinci delik “devlet sırrı” deliğidir.Ortada kamu vicdanına, insanlığa, barış adalet ve hukuka aykırı bir edim vardır. Çare aşağı yukarı gene aynıdır: “Devletimizin yüksek menfaatleri için devlet sırrı olarak telakki edilen bir durumdur.Kurcalanması deşelenmesi devlete zarar vereceğinden  …..”bitti…

 

Şimdiye kadar da her ne hikmetse   ne bu örtülü ödeneği ne de devlet sırrı olgusunu kişisel meselesi için kullanan bir oligark  görülmemiştir.Neyse  fazla kurcalayıp deşeleyip devletin ali menfaatlerine zarar vermeyelim…

 

Gelelim yazının başlığına. Okurların ilk  okuyuşta “Hoca hem popüler hem sır bu nasıl paradoks ?...”  türünden düşünmeleri kuşkusuz doğal.Ama işte bu “sır” dediğin şey iki kişi bildiğinde sır olmaktan çıkan, “Sırdır ulan bu  hem de devlet sırrı” diyerek inat ettikçe de misliyle  yayılan  ve tüm dünya kamuoyunun gündemine oturacak kadar popülerleşen bir olgu…

 

1963 Yılının Kasım Ayı..Dallas’da ABD Başkanlarından JF. Kennedy bir suikast sonucu öldürülür.Günah keçisi bulunur ihale üzerine bırakılır.Suikastçi L.H. Oswald’ın , söylediğine göre bu işi kendisi tek başına planlayarak yapmıştır.Oswald,bir ara KGB ajanı yaftası yer sonra mafya ilişkileri olduğu söylenir.Bunların hepsi kargaların dahi güldüğü senaryolardır.Sonunda birileri bu işin arkasında öldürülen başkanın halefi L.Johnson’ın  olduğunu dillendirmeye başlar… Konuyu takip eden savcılardan kimileri  balistik tezlerle Oswald’ın yalan söylediğini kanıtlayıp suikasti  çözümleme  noktasına gelmiştir ki ortalık bir anda karışır.Ne olur ne biter bilinmez konu kapanır.Yıllar sonra (1991) başrolünde  K.Kostner’in dürüst bir savcıyı  canlandırdığı belgesel niteliğinde yaklaşık üç saat süren bir film vizyona girer: “JFK…”Film Kennedy suikastini en ince ayrıntısına kadar anlatmakta ve cevapsız kalan sorulara ışık tutmaktadır.Film şu mealde bir metinle sonlanır. “Başkanın ölümünde çok kuşkulu noktalar olmakla birlikte bu dosyanın yeniden incelenmesi konusu  Amerikan  toplumunun vicdanını ve ali menfaatlerini olumsuz etkileyeceği endişesi ile  şu kadar yıl sonraya ertelenmiştir”…

 

1972 Yılının Haziran  ayı …ABD Başkanı R.Nixon aynı zamanda cumhuriyetçilerin başındadır. Bir grup hırsız Watergate adlı iş merkezinde demokratların parti bürosuna dinleme cihazı yerleştirmek için girdiklerinde kıskıvrak yakalanıverirler.Nixon başlangıçta bu işten habersiz gibi konunun incelenmesini ister ama işin içine kendi tapelerinin ve raporlarının da incelenmesi talebi girince yan çizer.İstifa etmek zorunda kalır.Olay tarihe meşhur “Watergate Skandalı” olarak geçer ve Nixon’a  istifa eden ilk ve tek ABD Başkanı olma ünvanını kazandırır…

 

1979 Yılı…Demir Leydi İngiltere’de iktidara gelir…Orta Doğu  o yıllarda  yine aynı.Bu sebeple silah sektörü  için bulunmaz bir pazardır.İngiltere’nin de yine o yıllarda Orta Doğu Ülkelerine ve belli gruplara el altından silah sattığı  bilinmektedir.Tabii ki bu devlet sırrıdır.Lakin Demir Leydi’nin çenesi demirden olmadığından “off the record” konuşmalarından birinde bir gazeteciye “Orta Doğu’ya silah satmazsam işçime tereyağı yediremem” dediği yayılır dilden dile..Doğrudur yanlıştır bilinemez…

 

80’li yıllar…İran ve Irak amansız bir konvansiyonel savaşın pençesindedir.ABD  Kongresi’nin bu savaşa hiç bir şekilde müdahil olunmaması kararı söz konusudur.Buna karşın bir süre sonra ABD’nin  İran’a silah sattığı ve elde ettiği gelirle Nikaragua’daki kontr gerillalara yardım ettiği ortaya çıkar.ABD’nin artist müsveddesi başkanı R.Reagan olayın ardından  “Evet satmışız ama benim bundan haberim yoktu…Pardon!..”der.Bu çok gülünç olanıdır zira Reagan’ın  iddasına göre devlet sırrından devletin başındaki adamın  dahi haberi yoktur…Kendisi bu masal sayesinde olaydan zarar görmeden kurtulur.Evet olay  devlet sırrıdır ve tarihe “İrangate skandalı” olarak geçer.

 

1986 Yılının Nisan ayı…Kiev’de Çernobil Bölgesinde nükleer santral patlaması yaşanır.Türkiye’nin Kuzeyi bu patlamanın etkisini elbette yaşayacaktır.Lakin “ çay,mısır ve fındık ne olacak ?”  sorusu gündeme gelir.Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu işin bir sır olarak geçiştirilmesine karar verir.Çaydaki radyasyon oranının normal olduğu açıklanır.Devlet bakanları canlı yayında bir Erzurumlu edası ile maşrapa maşrapa kıtlama çay içerler.İşin en trajik yanı içinde ODTÜ’lü akademisyenlerin de bulunduğu bir grup kimyager, bölgeden gelen çay numunelerinin  temiz olduğu raporuna imza atar.Yalnız bunlardan sadece biri yıllar sonra aslında o günlerde çayda radyasyon oranının  yüksek olduğunu ancak  günün koşullarında devletin bu konuyu geçiştirmek için kendilerine baskı yaptığını bir haber programda itiraf eder.Bu kişi benim de ODTÜ de okuduğum  yıllarda  hocam olmuş Prof.Dr.İnci GÖKMEN’dir.

 

1996 Yılı Kasım ayı…Balıkesir –Susurluk yakınlarında seyreden bir kamyonun gariban şöförü az sonra çarpacağı aracın içinde kırmızı bültenle aranan bir katliam sanığı, bir aşiret reisi milletvekili ve  bir emniyet yetkilisinin   bir arada bulunabileceğini nereden bilebilir...Evet meşhur Susurluk skandalı bir anda bu kaza ile patlak verir.Aydınlık için karartma eylemleri başlar.Ortalık çalkalanır.Ancak olayın “Devlet Sırrı” boyutu asıl dönemin başbakanı  Tansu Çiller’in konuya atfen yaptığı şiirsel ifade ile tescil edilir: “Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir”…Kim bilir ne olağanüstü devlet sırları bu kazada heba olmuş ve kimler nerelerini kıl payı kurtarmışlardır .İşin bu tarafı halen meçhul… Neyse  fazla kurcalayıp deşeleyip devletin ali menfaatlerine zarar vermeyelim…

 

2001 Yılının Eylül Ayı…ABD semaları kokpitini intihar pilotlarının ele geçirdiği yolcu uçaklarının istilası altındadır.Uçaklar bir bir hedeflerine çakıldıkça dünya şoka girer…İkiz kuleler yerle bir olur…Binlerce ölü…Peki devlet sırrı ile bunun ilişkisi ne? Açıklayayım…Sanırım 2004 yılında  Michael Moore adlı bir yönetmenin  “ 9/11 Fahrenheit” isimli belgeseli vizyona girer.Filmde  Başkan Bush hicvedilirken diğer taraftan da ABD’nin  yeşil kuşak projesi ile zamanında Güney Asya’da ne türden “Sırlı” işler çevirdiği  ima edilmektedir.Filmden sonra  bu sırlar biraz daha kurcalandıkça iş ayyuka varır.Amerikan vatandaşlarının arasında bile ikiz kuleleri bizzat Başkan Bush’un vurdurduğuna inananlar çıkar…

 

Örnekler o kadar çoğaltılabilir ki…Ben ilk aklıma gelenleri yazdım.Samimiyetle söyleyeyim bilgileri kontrol etme gereği bile duymadım.Güya derin sırlar içeren bu olaylar kafama nasıl nakşolduysa bizzat yaşadıklarım gözümün önünden film şeridi gibi geçti…Yaşım gereği okuyarak öğrendiklerim ise kitap kokusu estirdi burnuma.Kıssadan şu sonuç da çıktı  aslında,bu devlet sırları ortaya döküldü mü çok zor unutuluyor.Size bir de sır vereyim : “Bu devirde sır mır olmaz ,,, devletin ali çıkarlarınadır diye sakladığın sırlar yarın yaftan olur  alnında parlar”…Ben bu yazıyı özel bir olay için yazmadım.Ama bizim Süha Abi’nin değimi ile “Lafın tamamı insanın  ahmak olanına söylenirmiş”…..

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

İTFAİYE ERİ COVİD 19'DAN HAYATINI KAYBETTİ
Bolu İtfaiye Müdürlüğü’ne bağlı 112 Acil Çağrı Merkezi’nde görev yapan 50 yaşındaki Bedrettin...

Haberi Oku