"google-site-verification" content="BBzqtWrXTOresAe-g1_fakLE8Sa7FhH5sxUsyofvfLs"

   Fotoğraf 1:“7 Ağustos 1928. Maarif Bakanlığı Hizmet İçi Kurs Hatırası.” (Bolu Müfettişi Ahmet Remzi Kayhan aile albümü)*(Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün, 9 Ağustos 1928 Sarayburnu toplantısında yaptığı Yeni Türk Alfabesine geçileceği açıklamasından önce, Türkiye genelindeki bütün illerden gelen Müfettişler Heyetine verilen Yeni Türk Alfabesi Kursu)

    Not: 1. Fotoğrafta, Eski Türkçe -2- rakamı ile gösterilen İsmail Hakkı (Tonguç) Bey, Müfettişler Hizmet İçi Eğitim Kursu’nda, Öğretmen olarak görev yapıyor.

           2.  Fotoğrafta, Eski Türkçe -33- rakamı ile gösterilen ve Bolu Maarifi adına kursa katılan Müfettiş Ahmet Remzi (Kayhan) Bey, Göynük doğumlu olup, mezarı Mudurnu-Ahmet Kayhan Mezarlığı’ndadır.

 Fotoğraf arkasındaki açıklama yazısı: (Ön sırada, soldan itibaren: “ 4-Kurs Müdürü Bedri Bey”, “1-Kurs Muallimi İhsan Bey”, *“2-Kurs Muallimi İsmail Hakkı Bey [yn: Tonguç],” 6-Kastamonu Müfettişi Hulusi Bey”, “7- Malatya Müfettişi Sabri Bey”,”8-Kocaeli Müfettişi Sabri Bey”. İkinci sırada:” 15- Niğde Müfettişi Hilmi Bey”,” 14-Adana Müfettişi Mustafa Bey”,” 13- Kayseri Müfettişi Sıdkı Bey”,” 12- Mersin Müfettişi Arif Doğan Bey”,” 11- Samsun Müfettişi Halil Bey”,” 10-İstanbul Müfettişi Mahmut Nedim Bey”. Üçüncü sıra: “27- Karine …. Mustafa Asım Bey”,” 26- Çorum Müfettişi Reşat Rıfat Bey”,” 25- Bilecik Müfettişi Refik Bey”,” 24- İstanbul Müfettişi Ahmet Hamdi Bey”,” 23. İzmir Akhisar Müfettişi Cemil Bey”,” 22- Haymana Müfettişi Ahmed Hamdi Bey”,” 21- Kırşehir Müfettişi Şaban Doğan Bey”. Dördüncü sıra:” 35- Isparta Müfettişi İsmet Bey”,” 34- Mersin Müfettişi Ahmet Melik Bey”,*” 33- Bolu Müfettişi Ahmet Remzi Bey”,” 32- Eskişehir Müfettişi Muhyiddin Bey”.


 

   Cumhuriyet Dönemi eğitim tarihimizin üzerinde en çok değerlendirme yapılan, makale ve kitap yayınlanan, günümüzde hala tartışılmaya devam eden konularının başında, Köy Enstitüleri uygulaması gelir. Kuruluşunun üzerinden 81 yıl, kapatılışından bu güne 67 yıl geçmesine karşın “Köy Enstitüleri” konulu değerlendirmeler hala güncelliğini yitirmemiştir.   

   Köy Enstitüleri, 1940-1946/54 yılları arasındaki kısa dönem içinde uygulanabilen bir “Eğitim ve Kırsal Kalkınma Projesi” dir. Dünya Eğitim Tarihine “Türk Eğitim Modeli” olarak kaydedilen Köy Enstitüleri; “Cumhuriyet Eğitiminin Birinci Altın Dönemi” olarak tanımlanan, Mustafa Necati’nin Maarif Vekilliği (Eğitim Bakanı/1926-1928) dönemindeki aydınlanmacı atılımların, “Köy Eğitmen Kursları”, “Köy Öğretmen Okulları”, ”Millet Mektepleri”  vd. deneyimlerin üzerinde geliştirilmiştir.

    Osmanlı Devleti’nin son iki yüz yılında, eğitim politikalarına yön veren iki temel anlayış belirleyici ve yönlendirici olmuştur. Bunlardan birincisi; “Feodal ideolojinin sözcülerinin,  skolastik çağın eğitim anlayışı temelinde; akli bilimlere kapalı, nakli bilgilerin ezberlenmesi temelinde yürütülen ve yaşamdan, üretimden kopuk eğitim” anlayışıdır.  Tanzimat Dönemi’nden başlayarak Osmanlı eğitim politikalarına yön veren ikinci temel eğitim anlayışı da; “Ülkenin içinde bulunduğu somut koşulları göz önüne almadan, bütün sorunların çözümünü Avrupa ülkelerindeki uygulama örneklerinde arayan ve –şablon- kopyacı çözümler getirmek kolaycılığı ile eğitim sorunlarını çözmeye odaklanmış eğitim” anlayışıdır.

Fotoğraf 2: 1924-Adana. İsmail Hakkı (Tonguç), 20 Ekim 1924 tarihinde göreve başladığı ve 1925 yılı Mart ayı başında Avrupa’ya incelemeler yapmak üzere gönderileceği tarihe kadar kadar görev yaptığı Adana Darülmuallimi’nde (Erkek Öğretmen Okulu), öğretmen ve öğrencileriyle birlikte.(Tonguç, ön sırada sağdan ikinci) (https://www.ykked.org.tr)
 

     Cumhuriyet yönetimi, Osmanlı ülkesini çağın dışına sürükleyen, çöküşe götüren bu iki temel yanlış eğitim yönetimi anlayışından kurtulmak amacıyla önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. 3 Mart 1924’de kabul edilen “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” bu doğrultuda atılan önemli bir adım olmuştur. Mustafa Necati’nin Maarif Vekili (Eğitim Bakanı) olarak görev yaptığı 1926-1928 yılları arasında, TBMM’den, Bakanlık Merkez Örgütü’nü düzenleyen “Maarif Teşkilatı Kanunu” (22.3.1926) çıkartılır. “Maarif Eminlikleri” kurulur. Mustafa Necati Bey, ülke genelindeki öğretmen açığını kapatmak amacıyla “Bölge Öğretmen Okulları” ve “Köy Öğretmen Okulları” (Kayseri ve Denizli) açılması yönünde çalışmalar yapar. 24.5.1928 tarihli yasa ile “Latin Rakamlarının Uygulanması” kabul edilir. TBMM, 1 Kasım 1928 tarihinde “Yeni Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Yasası” nı kabul eder. 24 Kasım 1928 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan “Millet Mektepleri Talimatnamesi” doğrultusunda yeni alfabenin yetişkinlere öğretimi çalışmaları başlatılır. 1927-1928 Ders Yılı içinde, Yüzde Onlar Yasası’sından yararlanarak orta öğretim kurumlarına öğretmen yetiştirecek olan Gazi Eğitim Enstitüsü açılır.  Mustafa Necati’nin kısa süren Eğitim Bakanlığı dönemi, “Cumhuriyet Eğitiminin Birinci Altın Dönemi” olarak tanımlanır. 1929 yılı başında Mustafa Necati’nin vefatı, eğitim alanında başlayan ilerici, aydınlanmacı atılımların duraklamasına yol açar...

Fotoğraf 3: Kastamonu-1928. Maarif Vekili (Eğitim Bakanı) Mustafa Necati Bey, 4-6 Temmuz 1928 tarihli Kastamonu ziyaretinde, öğretmenlerle birlikte. (Kastamonu Gazetesi.com.tr)

         CUMHURİYET EĞİTİMİNİN İKİNCİ ALTIN DÖNEMİ

  “Cumhuriyet Eğitiminin İkinci Altın Dönemi” olarak tanımlanan 1936-1946 yılları arasında, iki aydın eğitim yöneticisi, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un yolları, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde kesişir.  1929 yılı sonunda Avrupa’dan dönen İsmail Hakkı Tonguç, Gazi Eğitim Enstitüsü’ne Resim ve Elişi öğretmeni olarak atanmış,  1932 yılında da Hasan Ali Yücel, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde müdür olarak göreve başlamıştır. Eğitim sisteminde yaşanan sorunların çözümünde, ülke gerçeklerine uygun, halktan yana, çağdaş uygulamalar geliştiren bu iki eğitim yöneticisi, ilerleyen dönemde daha büyük başarılara imza atacaklardır. İsmail Hakkı Tonguç, 1935 yılı ortalarında İlköğretim Genel Müdürü, Hasan Ali Yücel de 1938 yılı sonunda Maarif Vekili-Eğitim Bakanı olacaktır. Bu iki eğitim yöneticisinin önderliğinde; eğitim sisteminin, “skolastik anlayıştan arındırılması”, “Batı taklitçiliğinden kurtarılması” yönünde, devrim niteliğinde uygulamalar gerçekleştirilecektir. 17 Nisan 1940 tarihli TBMM oturumunda 3803 Sayılı Köy Enstitüleri Kanunu” kabul edilir. Türk Eğitim Modeli olarak tanımlanan ”Köy Enstitüleri uygulamasının öncü yöneticisi Hasan Ali Yücel, kuramcısı, yöneticisi ve uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç olacaktır”.

Fotoğraf 4: Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç, Kızılçullu Köy Enstitüsü’ne yaptıkları bir inceleme gezisinde yan yana. (https://www.ykked.org.tr)
 

   3 Ağustos 1935 tarihinde İlköğretim Genel Müdür Vekili olarak göreve başlayan İsmail Hakkı Tonguç, bu görevde kaldığı 21.9.1946 tarihine kadar, Köy Enstitülerinin kuruluşu, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması sürecini bizzat yönetecektir.  Köy Enstitüleri; çağdaş eğitimin anahtarı olan  “Demokratik Eğitim” ve “Kişilik Eğitimi” ilkelerini esas alan bir anlayış temelinde, Türkiye’nin içinde bulunduğu maddi koşulları, uzun köy gezileri ve araştırmaları sonucunda hazırlanan raporlar ışığında, bilimsel bir anlayışla değerlendirecektir. Yüzyıllardan beri ihmal edilmiş kırsal kesime yönelik temel eğitim hizmetleri götürülürken, köylüye yönelik mesleki eğitim faaliyetleri gerçekleştirilecektir. Tonguç ve ekibinin kuramcısı, yöneticisi ve uygulayıcısı olduğu Köy Enstitüleri uygulaması; ilerleyen yıllarda diğer dünya ülkelerinin örnekleneceği bir devrimci eğitim ve kırsal kalkınma projesi olarak genel kabul görecektir.   *(Fay Kirby, Türkiye de Köy Enstitüleri, Columbia Üniversitesi DT. Güldikeni Yayınları, Ankara, 2000, s.120.)  ** (Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi-İsmail Hakkı Tonguç, s: 175, 287. YKKED. Yayınları. 2015 İzmir.)       

        KÖY ENSTİTÜLERİ UYGULAMASININ ÖN HAZIRLIKLARI

    1935 yılı nüfus sayımına göre; Türkiye nüfusunun %81’i köylerde yaşamaktadır. Toplam erkek nüfusunun %23,3’ü, kadın nüfusunun da sadece %8’2’si okuryazardır. Ülke genelindeki 40.000 köyün (Parçalı köy yerleşimlerinin toplam sayısı 60.000) 31.000’inde okul yoktur. Mevcut köy okullarının büyük bir bölümü de üç yıllık okullardan oluşmaktadır. Uzun süren savaş yıllarının (Balkan Savaşları 1912-1913, I. Dünya Savaşı 1914-1918, Ulusal Kurtuluş Savaşı 1918-1922)yaralarını yenice sarmaya başlayan genç Türkiye Cumhuriyeti, nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturan kırsal kesime gerekli yatırımları yapmak, eğitim, sağlık hizmeti götürmek, yatırım yapmak konusunda sıkıntılar yaşamaktadır. *(Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi-İkinci Dünya Savaşı Öncesi ve Savaş Yılları, s:237. Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul-2015)

  İsmail Hakkı Tonguç, 3.8.1935 tarihinde İlköğretim Genel Müdür Vekili olarak görevlendirilir. Tonguç’un yeni görevindeki ilk işi; temel eğitim-ilköğretim alanında ülkenin içinde bulunduğu somut durumu değerlendiren ve çağdaş çözümler öneren bir Muhtıra (memorandum) hazırlamak olur. Tonguç’un, Bakanlığa sunduğu Muhtırada, ilköğretimin genel sorunları ve çözümüne dair temel değişim önerileri getirilmektedir. Bu muhtıra, Köy Enstitülerine giden sürecin önemli bir basamağı olarak değerlendirilir.

    Tonguç’un hazırladığı muhtırada özetle şu tespitler yer almaktadır:

“... 1933/1934 Ders Yılı istatistiklerine göre; Kentlerde: 1192 ilkokul (büyük bir bölümü 5, bir bölümü 4 sınıflı)mevcuttur. Köylerde toplam 5.000 ilkokul (büyük bir bölümü 3 sınıflı) mevcuttur. Kent ilkokullarındaki toplam öğrenci sayısı: 254,517, öğretmen sayısı 6851’dir. Köy ilkokullarındaki toplam öğrenci sayısı: 313,169, öğretmen sayısı ise 6786’dir. Ülke nüfusunun %80’den fazlasının yaşadığı köylerdeki zorunlu ilköğretim çağındaki çocukların toplam sayısı 1. 800.000’i aşmaktadır. Kentlerde yaşayan çocukların %29,3’ü ilkokula gidememektedir. Köylerde okula gidemeyen çocukların oranı ise %78.2’dir. Bu oranlar, ülke genelinde eğitimin içinde bulunduğu durumu göstermekle birlikte, kent ve köy arasındaki eğitim eşitsizliğini de ifade etmektedir.  Toplam 40.000 köyden 32,367’sinin nüfusu 400’den azdır. Buralarda yaşayan nüfus toplam 8.000.000’dur. Mevcut köylerin, mahalleler, mezra ve kom denilen parçalı yerleşimlerden oluşması çözümü daha da zorlaştıran bir özellik olarak ortada durmaktadır...” *(A-26/9 H. Tonguç; 24.12.1935 günlü ‘İlköğretim ve Eğitim Meselesi’ başlıklı muhtıra./Engin Tonguç, Age, s: 175)

   1936/1937 Ders Yılı’nda Türkiye genelinde, ilkokullara öğretmen yetiştiren 13 öğretmen okulu mevcuttur. Altı sınıflı bu öğretmen yetiştiren okullarda, toplam 2805 öğrenci öğrenim görmektedir. Bu da yılda ortalama 600-650 mezun öğrencinin öğretmenliğe atanması demektir. Bu yıllarda, her yıl aynı sayıda öğretmenin de değişik nedenlerle meslek dışında kaldığı göz önüne alınırsa, var olan okullarla öğretmen sayısının artırılması bir yana, her yıl öğretmen açığının daha da büyümesi söz konusudur.  (Şevket Gedikoğlu, Niçin Eğitmen Kursları ve Köy Enstitüleri, s:14/Engin Tonguç, Age, s:184)

    İlköğretim Genel Müdürü olarak atandığı tarihten itibaren ülkenin birçok bölgesinde eğitim kurumlarına, özellikle de öğretmen yetiştiren okullara yönelik ciddi araştırma ve teftiş gezileri yapan İsmail Hakkı Tonguç, 4 Şubat 1936 tarihinde, Milli Eğitim Bakanı’na, öğretmen okullarının durumu hakkında bir değerlendirme yazısı gönderir:

    -Özetle- bu değerlendirme yazısında şu tespitleri yapar:

   “...Mevcut öğretmen okullarında uygulanan programlar eskimiştir. Öğretmenler köy yaşamının gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatılmalı, uygulamalı iş eğitimi içinde üretime dönük bir eğitimle yetiştirilmeli. Öğretmen adayları, yetiştirildikleri kurumda iken köy yaşamına doğrudan katılacak ve eğitimin, işin verimini artıracak yetenek ve becerilerle donatılmalıdır. Köyün içinden gelen çocuklardan öğretmen olmaya yetenekli olanlar seçilmeli ve öğrencilerine ve köyüne eğiticilik yapacak beceri ve bilgilerle donatılmalıdır...” Tonguç’un Bakanlığa sunduğu bu rapor, ileride Köy Enstitülerinde uygulanacak esasların ve yöntemlerin habercisi olan temel değerlendirmeleri içermektedir.  *(A-72/7 H. Tonguç’tan Bakan’a; 4.2.1936 tarihli yazı. Engin Tonguç, Age, s: 184)

Fotoğraf 5: 1934-1935 Ders Yılı, Gazi Eğitim Enstitüsü-İsmail Hakkı Tonguç, öğretmen arkadaşlarıyla. (https://www.ykked.org.tr)

                 KÖY ENSTİTÜLERİ KANUNU’NUN KABULÜ

     İsmail Hakkı Tonguç, değişik dergilerde yazdığı çok sayıdaki makaleleri ve yayınladığı kitaplarıyla, temel eğitim sorunlarının çözümü doğrultusunda, ülke gerçeklerine dayanan, çağdaş eğitim anlayışına uygun somut çözüm önerileri geliştirmektedir. Tonguç’un 1927 yılından başlayarak bu doğrultuda yayınladığı eserleri arasında; “Köyde Eğitim”, “İlköğretim Kavramı”, “İş ve Meslek Terbiyesi”, “Elişleri Rehberi”, “Mürebbinin Ruhu ve Muallim Yetiştirme Meselesi, G. Kershensteiner-İ.Hakkı Tonguç”, “İçtimai Mektep”, “Öğretmen Ansiklopedisi”, “Almanya Maarifi”, “Canlandırılacak Köy”, “Pastalozzi Çocuklar Köyü”, “Muallim Yetiştirme Meselesi” vb. kitapları, Köy Enstitüleri uygulamasına uzanan inşa sürecinin temel adımları olmuştur.

    Tonguç ve ekibinin kuramcısı olduğu Köy Enstitüleri ile ilgili yasa tasarısı, 19 Mart 1940 tarihinde, Başbakanlık tarafından TBMM’ne gönderilir. Tasarı, özünde; “Köye göre öğretmen ve köye yarayacak meslek erbapları yetiştirmek” temel amacını taşımaktadır. TBMM’nin 17 Nisan 1940 tarihli oturumunda, uzun süren görüşmelerden sonra, 24 maddeden oluşan 3803 Sayılı Köy Enstitüleri Kanunu”, toplantıya katılan 278 milletvekilinin oybirliği ile kabul edilir. Bazı milletvekilleri toplantıya katılmamıştır. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel,  Köy Enstitüleri Kanunu hakkında yapılan eleştirileri yanıtlamak için 9 kez Meclis kürsüsüne gelerek savunma yapacak ve son sözlerinde şunları söyleyecektir:  

“...Bu kanunla bizim yaptığımız bir kopya değildir. Ama kendince, uydurma bir iş de değildir. Biz hiçbir ülkenin ilköğretim sorununu çözümlerken aldığı önlemleri olduğu gibi almadık. Hepsinin tarihini biliyoruz. Cahil değiliz... Bu bizimdir, kimseden almadık, bizden alsınlar!”

    Tonguç’un kuramcısı olduğu Köy Enstitüleri’nin genel amacı; köy çocuklarının eğitim sorununu çözmek, en kısa sürede kırsal kesimdeki öğretmen açığını kapatmak gibi ilk hedeflerle birlikte, ülke nüfusunun %80’ini oluşturan köylerde genel bir seferberlik başlatmak, üretimle içiçe bir eğitim işleyişini en kısa sürede bütün ülke sathında yaygınlaştırmaktır. Köy Enstitüleri, genel amaçları itibarıyla; sadece bir örgün eğitim modeli olmaktan öte yaygın ve mesleki eğitim uygulamalarını da içermektedir. Kurulacak Yüksek Köy Enstitüsü ile de bir nevi üniversite eğitimine yönelmektedir.

  İsmail Hakkı Tonguç, Köy Enstitüleri uygulamasının başlatıldığı 17 Nisan 1940 tarihinden, İlköğretim Genel Müdürlüğü görevinden alındığı 21.9.1946 tarihine kadar bir yandan Köy Enstitülerinin kuruluşu, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için çalışırken, bir yandan da Köy Enstitülerine karşı yürütülen muhalif kesimlere karşı Köy Enstitülerindeki eğitimin amaçlarını anlatmaya çalışacaktır:

    Tonguç’un ifadeleriyle;

” ... Köy Enstitülerinde yetiştirilen çocuklar, skolastik anlayışa köle olmaktan kurtarılmaya çalışılmıştır. Onların, kültürleri cila şeklinde ve ezberlenerek benimsenmiş bilgi değil, iş içinde, iş aracılığı ile öğrenilen gerçek bilgi, öz bilgidir”. 

”...Köy Enstitülerinde tüm çalışmalar işe dayanır. Bu nitelikte bir kurumun çalışmalarında sadece kitabi bilgilere göre düzenlenmiş eğitbilim dersi, doğru yolu gösteremez. Onun için Köy Enstitülerinde ‘Öğretmenlik Bilgisi’ adıyla okutulan dersler arasında genel ve özel iş eğitimi, iş eğitbilimi konuları önemli bir yer alır”.

 “...Bireyin iş içinde eğitilmesi gerekir. Öte yandan, iş, en önemli eğitim aracıdır. Kitap ve kitap yoluyla öğretilmek istenilen bilgi asla onun yerini dolduramaz. İş, insanda bulunan enerjiyi harekete geçirerek, yeteneklerin gelişmesini sağlamak için eşi bulunmaz bir eğitim aracıdır. Eğitimin kendisi iş demektir...”  

“...Köy sorunu... mihaniki bir surette köy kalkınması değil, anlamlı ve bilinçli bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köylü insanı öylesine canlandırılmalı ve bilinçlendirilmeli ki, onu hiçbir güç kendi hesabına ve insafsızca sömüremesin...”*(Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi-İsmail Hakkı Tonguç, s: 254, 429, 437. YKKED. Yayınları. 2015 İzmir.)

Fotoğraf 6: 1954-Bolu Kızılçullu Kız Köy Enstitüsü Biyoloji Laboratuvarı. Öğretmen Muhittin Fehmi Özgen, öğrencileriyle birlikte, Bolu çevresinden topladığı bitki örneklerini, özel kurutma ve baskılama yöntemiyle, okulun Herbaryum -Bitki Koleksiyon Dolabı için hazırlıyor.(Bu bitki örneklerinden 600 adedi Edinburg  Üniversitesi Herbaryumuna, bir bölümü İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Herbaryumu’na gönderilmiş, 567 adet bitki örneği de Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde koruma altına alınmıştır.(mdernegi.org.tr)

  

                  KÖY ENSTİTÜLERİNİN KAPATILIŞI

   Tonguç’un eğitim yöneticiliği dönemindeki uygulamaları, eğitimde karşılaşılan sorunların çözümünde ülke koşullarının değerlendirilmesi temelinde geliştirdiği yerli ve devrimci öneriler; skolastik çağın eğitim anlayışını savunan kesimler ve nasyonalist olduklarını ifade eden ve Batı kopyacılığı yapan eğitim çevrelerinin sert muhalefetiyle karşılaşacaktır. Köy Enstitülerine yönelen muhalefet,  II. Dünya Savaşı sonunda, Türkiye’nin Batı âlemiyle yakınlaşması, siyasi, ekonomik ve askeri anlaşmalar imzalanması sürecinde, yeni müttefikler tarafından hoş karşılanmayacaktır... Yeni müttefiklerle, Batı emperyalizmiyle siyasi ve ekonomik çıkarlarını birleştiren işbirlikçi burjuvazi ve skolastik çağın tortusu toprak ağalarının yükselen muhalefeti, siyasi arenada gericiliğin temsilciliğini yapan isimlerin çabalarıyla, Köy Enstitülerinin tasfiye sürecinin sonuna gelinmiştir... 

   Dünya Eğitim Tarihine “Türk Eğitim Modeli” olarak kaydedilen Köy Enstitüleri uygulaması, “Cumhuriyet Eğitiminin İkinci Altın Dönemi” nin sona erdiği 1946 yılında başlayan “Eğitimde Karşı Devrim” döneminde alınan kararlarla tasfiye sürecine girmiştir. İsmail Hakkı Tonguç, 1946’da İlköğretim Genel Müdürlüğü görevinden alınarak Talim Terbiye Kurulu üyeliğine atanır. Köy Enstitüsü karşıtlığı, karalama ve komplo teorilerinin sahnelenmesiyle devam edecektir. Hasan Ali Yücel ve Tonguç’a karşı başlatılan yıpratma kampanyası sonucunda, Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, 1946 yılının Ağustos ayında, partisinin kendisine destek vermemesi nedeniyle Bakanlık görevinden ayrılacak ve 1950 yılında da CHP’den istifa edecektir. Tonguç, yeni görevinde üretmeye, yazmaya devam edecek, fakat muhatap olduğu yoğun baskı ve yıpratma kampanyası karşısında, o da 1953 yılında emekli olmak zorunda bırakılacaktır.  

   1946 yılında başlayan Köy Enstitülerinin tasfiye süreci, 27 Ocak 1954 tarih ve 6234 Sayılı Yasa’nın kabulü ile tamamlanır. Köy Enstitüleri kapatılarak İlköğretmen Okullarına dönüştürülür. Zaman içinde Köy Enstitülerinin atölyeleri, laboratuvarları, işlikleri, resim, iş eğitimi, müzik derslikleri dağıtılır. Yönetici kadroları sürgün edilir... 1940-1954 yılları arasında, 21 Köy Enstitüsünde; 17.364 öğretmen, 8756 Eğitmen, 1599 Sağlık Memuru yetiştirilmiştir. Kuruluşunun üzerinden 81 yıl, kapatılışından bu güne 67 yıl geçmesine karşın “Köy Enstitüleri” nin bu ülkeye saçtığı aydınlanma ışığı; -günümüzde eğitim alanında yaşanan bütün alacakaranlık tabloya karşın-, bu ülkenin çağdaş, laik, aydınlık geleceğine dair umutları, demokratik, çağdaş, sömürüsüz bir ülke özlemlerini güçlendirmeye devam ediyor...  

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122