"google-site-verification" content="BBzqtWrXTOresAe-g1_fakLE8Sa7FhH5sxUsyofvfLs"
Kültür:
GÖRÜNMEYENİN OMUZLARINDA YOLCULUK

Çocuk gözleriyle ilkin

Kendi hikayesine ağladığını bilemedi

Şöyle uzanıverdi göğe son defa

Son defa maviyi aradı

                        Bulamadı

Gülten Akın

Kar inceden inceye yağıyordu. Yaşadığı kederlerin ateşini soğutamıyordu kış ayazı. Dayağın izleri kapansa da ruhunun yaraları geçmeyecekti. Kapıyı sıkıca kapatıp, arkasına eline geçen kırık dökük tüm eşyaları yığdı. Kapının gerisinde çocuklarının ağlamaklı yakarışlarını bastırıyordu kocasının “çık dışarıya, yoksa kırarım” diyen haykırışları. Bir süre sonra, duyma yetisini yitirdi. Hücrelerine işleyen acı beynini işlevsiz kılmıştı. Camdan yansıyan kar tanelerinin dansını seyre daldı, boş gözlerle. Gerçek hayalle yer değiştirdi.

Geçmiş dalgalandı beyaz köpüklerin arasında. Ergenlik yıllarında hissetmişti sahici, huzur veren ilk kıpırdanışı. Bakışlarını tuzlu damlaların arasından sıyırarak gökyüzüne yükseltti. Kar zerreciklerinin parıltılarında, bir çift mavilik yansıdı yüreğine. Kelebekler uçuştu. Gözler yüze, yüz bedene dönüştü. Delice sevdasının sureti döküldü odaya. İçi buzlarla yıkanmışçasına ferahladı.

Çeperi morarmış gözlerini yummakta zorlandı. Kavuşamadığına uzattı ellerini. Parmak uçlarıyla kendi yüzünü okşadı, ona dokunurcasına. Yüzündeki yaralara değdi parmakları, sızladı. Ellerini hızla çekip, sığındı görünmeyenin omuzlarına. Onu son gördüğünde de kar yağıyordu. Ak örtü kana bulanmıştı. Cansız bedenden yansıyan iki saydam mavilik açıktı. Onu son kez görmek için bekliyordu adeta. Uzaklara kilitlenen fersiz mavilikle birlikte ömrünün en güzel anısı da katledilmişti. Uğultuların, ona yönelen yabancı bakışların ve silahların içinden süzülerek, sevdiğinin soğuk tenini, bedeniyle ısıtmaya çalıştı, imkansızdı. Hayata tutunduğu tek yeşil dal buz tutmuştu. O an kendine, sesine ve hayata yabancılaştı.

Onun bedeninden koparılırken sırtında hissettiği silahların soğuğuyla irkilip gerçek zamana döndü. Gözünden süzülen sıcak damlalar; incecik, derin bir sızıyla parçalanarak ağır ağır göğsüne doldu. Ateş böcekleri uçuştu zihninde, ılındı. Geceleri damda yatarken, her bir yıldız kaymasında tuttuğu, gerçekleşemeyen dileklerini acı bir gülümsemeyle hatırladı. Gözlerini açmaya çalıştı, sızladı. Açabildiği tek gözüyle, güneşe uçan ateş böcekleri misali raks eden karları seyre daldı.

Umuda sığındıkça, umutsuzluğun karanlık örtüsünde hapsolmuştu. İçindeki minicik hayat çırpınışları onu sinsice terk ediyordu. Karın rengi, evlendiği gün giydiği, beyaz entarisini hatırlattı. Ruhunu terk eden yüreğiyle sürüklenmişti ona asırlar kadar uzak olan adama. Çok geçmeden, onarılamaz kırılmışlıkları kanıtlamıştı; beterin daha beterinin de insan olduğunu. Keder döngüsü farklı boyutlarda sürüyordu.

Yaşamın cehennem kanadı düşmüştü payına. Direnebilme gücünü, soğuk toprak altından sımsıcak bakan iki mavi gözden almıştı. Ona kavuşacağı cennettin hayaliyle avunmuştu. Cehennemin içinden cennet kapısını aralayan, yeni bir can yeşerdi bedeninde. Oğlunu kucağına aldığında ruhu serinlemişti. Kaybettiğinin acısını gölgelemişti canının minik parçası. Acımasıza inat, acıyabilen bir yürekle seven, gözleriyle gülen, gerçek bir sevdalı gibi yetiştirecekti oğlunu. Oysa kızının doğuşu, oğlununki kadar mutlandırmamıştı onu. Anacığı “kızlar analarıyla aynı kaderi paylaşır” demişti. Kendine dayatılan dışında seçeneği olmayan, bedenine bile hükmedemeyen bir kadın, kızının yazgısını nasıl değiştirebilirdi? Yaşadığı yoksunluklara, iki can daha eşlik ediyordu. Onlar, acılara tutunarak sığıntı misali yaşadığı eğreti hayatın en güzel renkleriydi. 

Biri elinde, diğeri kucağındaki yaşamsal kökleriyle, kocasının ardından göç etmişti şehre. Şehre geldiğinde, onu terk eden iyiliğin geri geleceğini sanmıştı. Oysa şehir dedikleri, tek sıra, kırık dökük evlerden oluşan bir mahalleden ibaretti. Kötülük kaldığı yerden sürüyordu. Üstüne is kokusu çökmüş kocasının öfkesinin bedeninde yarattığı mor yansımalar eksilmemişti. Çocuklarını yaşadığı acılara ortak etmemek için sesini yutmayı öğrenmişti sadece...

Karanlık düşüncelerden sıyrılıp, güzel olan zaman dilimine ulaşmaya çalıştı. Oysa güzele ve iyiye olan güvenini yitireli çok olmuştu. Nemli bakışlarını göğe çevirdiğinde, karların arasından ona uzanan bir ipi ayrımsadı. İpin ucundaki halka, onu cennettin maviliğine davet ediyordu. Pencereyi açıp elini uzattı. Tenine vuran soğuk taneler, derin suları anımsattı. Gerçek zamana geri döndü. Kızının acı dolu feryadı sağır edercesine yankılanıyordu. Canına can katan ürpertiyle kapıya yöneldi. Kapının ardına yığdığı eşyaları kırarcasına fırlattı sağa sola. Yaban ellerde ona hep yabancı kalanın küf kokan haykırışları, kirletiyordu havayı. Oğlu adamın önüne dikildi, küçücük ellerini havaya kaldırıp, “yeter” diye bağırdı çığlık çığlığa. Adam sendeleyerek geriledi. Kapıyı çarparak çıktı evden. Sonsuzluğu bir başka bahara erteleyip sımsıkı sarıldı çocuklarına. Dışarıda kar yağıyordu tüm hızıyla...


* Esra KAHRAMAN 1959 yılında İstanbul, Eyüp’te doğdu. Fatih Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi SBF Basın Yayın Yüksek Okulu’ndaki gazetecilik eğitimine, 12 Eylül 1980 öncesi ara vermek zorunda kaldı. Ardından Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Uluslararası bir şirkette Markalardan Sorumlu Hukuk Asistanı olarak çalıştı. BirGün gazetesinin kuruluş sürecinde çeşitli görevler aldı. Güldal Kızıldemir’in yayın yönetmenliğini yaptığı BirGün Pazar için köşe yazıları yazdı, söyleşiler yaptı. Reha Mağden’in yayın yönetmenliğini yaptığı ...VS Dergisi için öykü ve makaleler yazdı. Eserlerinden bazıları şunlar: BirGün’deki yazılardan derlenen deneme kitabı Buzdan Kanatlar adıyla 2009’da Alan Yayıncılık tarafından basıldı; Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan Haziran’da Bir Fidan, Berkin Elvan İçin adlı derleme kitapta “Bulutlar ve Dualar” öyküsü yayımlandı; 12 Eylül dönemi ve öncesini anlatan romanı Segâh Makamı 2015’te Ayrıntı Yayınları’ndan basıldı. Segâh Makamı, yayımlandığı yıl Mesele Dergisi’nce düzenlenen seçkide en iyi yirmi kitap arasında yer aldı. Türkiye’nin öncü kadınlarına dair öykülerin yer aldığı, Kim Demiş ki Ben Yapamam? başlıklı kitapta “Füruzan” isimli öyküsü yayımlandı. İki erkek arasında hayatının iplerini bırakmamaya çalışan bir kadının hikâyesini anlattığı kitabı Turuncu Zamanlar 2018’de Ayrıntı Yayınları’ndan basıldı. Çeşitli kültür ve sanat dergilerinde öyküleri yayımlanmaya devam ediyor.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner122

ÖYKÜ YAZARI ÇİFTÇİ ANKA KİTAP KAFE'DE...
‘Bir Salıncakta Yaşamak’ öykü kitabının yazarı Nazif Çiftçi, Yayıncılar Kooperatifi (YAYKOOP) Bolu...

Haberi Oku