“NAMUSLU OLMAK NE ZOR ŞEYMİŞ MEĞER”

“NAMUSLU OLMAK NE ZOR ŞEYMİŞ MEĞER”
 SABAHATTİN ALİ’NİN “İKİ GÖZÜM AYŞE’YE” MEKTUPLARI

 

 (VI. BÖLÜM)

 

“NAMUSLU OLMAK NE ZOR ŞEYMİŞ MEĞER”


*İstanbul, Dolapdere. 1940.Sabahattin Ali, Yedek subay olarak askerliğini yaptığı günlerde.

*“Namuslu olmak, ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanlar’ın pabucunu yalayan, ertesi gün Ingilizler’e takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık.

O da kendi cefakeş milletimizdir.

Meğer ne büyük günah işlemişiz. Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük...

Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?”

 

   Sabahattin Ali, 1947 yılının neredeyse yarısını hapishanede geçirir. “Sırça Köşk” adlı hikayesi, Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklanır.  Atatürk döneminin bağımsızlıkçı politikalarını terkeden Tek Parti yönetiminin, Amerika’ya yanaşan Milli Şef dönemi politikacılarının, Alman hayranı Hitlerci ırkçıların iktidarda etkin hale geldiği bir siyasal ortamda, bağımsızlıkçı, sol, sosyalist düşünceli aydınlar üzerinde bir tam bir “Cadı Kazanı” ortamı yaratılır…

    Sabahattin Ali kendisine yaşam ve yazma hakkı tanımayan bu baskı ortamından kurtulmak için yurt dışına çıkmaya karar verir. Cezaevinde tanıştığı berber Hasan aracılığıyla bulduğu Ali Ertekin’in kendisini sınırdan geçireceğine inanır ve yola çıkar…

    Sabahattin Ali, 2 Nisan 1948 tarihinde, Bulgaristan sınırına yakın bir alanda öldürülür. Resmi yetkililer, 12 Ocak 1949’da, Sabahattin Ali’yi öldüren kişinin Ali Ertekin olduğunu açıklarlar. Cinayeti işleyen kişi, çelişkili ifadeler verir. Malum çevreler katili, cinayeti öven yazılar döktürürler…


*Eskişehir. 30 Eylül 1938: Sabahattin Ali; “Canım Aliye, Ruhum Filiz”.

SABAHATTİN ALİ

   Sabahattin Ali, Cihangirli Piyade Yüzbaşı Ali Selahattin ile Hüsniye hanımın çocukları olarak, Eğridere’de (Ardino) 25 Şubat 1907’de doğar. Babası, Prens Sabahattin’den etkilenerek ilk çocuğuna Sabahattin, ikinci çocuğuna da, Tevfik Fikret hayranlığı sebebiyle Fikret adını verir. İlköğrenimini Üsküdar’daki Füyuzat-ı Osmaniye ve Çanakkale İptidai Mektebi’nde tamamlayan Sabahattin Ali, Balıkesir Muallim Mektebi’ne girer. Arkadaşlarıyla bir okul gazetesi çıkarır. İlk şiirlerini Çağlayan dergisinde yayımlar. Edebiyat, şiir, tiyatro tutkusu genç Sabahattin’in bütün benliğini sarmıştır. Bu konuda ilk yönlendirici dersini de babasından alır. Baba Ali Selahattin, oğlunun yazdıklarını görünce, onu tam bir toplumcu gerçekçilik doğrultusunda yazması için uyarır…

   İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’na naklini aldıran Sabahattin Ali’nin çevresi genişler. 1927’de okulunu bitirerek Yozgat’ta bir dönem öğretmenlik yapar. Maarif Vekaleti’nin açtığı sınavı kazanarak 1928’de Almanya’ya gider. İki yıl Berlin ve Postdam’da öğrenim görür. Ülkeye geri döner. Aydın’da ortaokul öğretmenliği yapar. Konya’ya atanır. Dönemin demokrat, sosyalist düşünceli isimlerinin toplandığı Resimli Ay dergisinde Nazım Hikmet’le tanışır. Yazıları ve şiirleri, şikayet ve kovuşturmalara uğrar. Düşünceleri, yazdıkları sebebiyle mahkûmiyetler alır.

   Sabahattin Ali’nin yazı ve şiirleriyle didişmeyi iş edinen hasımları, amirlerine yaranma sevdasındaki siyasi polis tarafından komplolara maruz bırakılır. Kendisini susturmaya, sindirmeye çalışan kara kuvvet, bu sefer de O’nu “yıkıcı propaganda yapmakla, Atatürk’e hakaret etmekle” suçlar. Suçlamanın gerekçesi, Cemal Kutay’ın sahibi olduğu gazetede yayımlanan bir şiirdir. Sabahattin Ali’nin “Kuyucaklı Yusuf” u bu gazetede tefrika edilmektedir. Sabahattin Ali, gazete sahipleriyle anlaşmazlığa düştüğü için tefrikayı da 26. Bölümde sonlandırır. Cemal Kutay ve gazetedekiler, bu durumu hazmedemez ve daha önce Sabahattin Ali’nin gazeteye getirdiği ve yayınlanmamış “Memleketten Haber” adlı şiiri üzerinde oynamalar-değişiklikler yaparak yayımlar, sonra da şikayette bulunurlar. Bir de uydurma tanık bulunarak  “Sabahattin bu şiiri bir toplantıda okumuştu” diye ifade verdirilir. Hakim de korkutulmuştur. Sabahattin, önce mahkum edilir, sonra da meslekten atılır.  Cumhuriyet’in 10. yılında çıkarılan afla serbest kalır.  Atatürk’e yazdığı “Benim Aşkım” adlı şiiri Varlık dergisinde yayımlanır. MEB Talim Terbiye Dairesi mümeyyizliğine tayin edilir.   İlk şiir kitabı “Dağlar ve Rüzgar” 1934’de, ilk öykü kitabı “Değirmen” 1935’de yayımlanır, edebiyat, sanat çevrelerinde büyük bir heyecanla karşılanır. 1935 yılında da MEB Neşriyat Yayın Müdürlüğü Kalembaşılığı’na getirilir… İlerleyen dönemde, yeni kurulan Devlet Konservatuvarı’na atanır. Carl Ebert’in çevirmeni, öğretmen ve dramaturg olarak çalışır.

   Cami Baykurt’la Yeni Dünya gazetesini, Aziz Nesin’le “Marko Paşa”yı çıkarır. Yazıları ve şiirleriyle, II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’de güçlenen Alman faşizmi sempatizanı ırkçıların boy hedefi haline getirilir. Sabahattin Ali, özgürlükçü, halkçı, sosyalist düşüncelerinden ödün vermeksizin gericiliğe, Hitler hayranı ırkçılara karşı mücadele etmeye devam eder. 1948’de Mehmet Ali Aybar ile birlikte çıkardıkları “Zincirli Hürriyet”te yayımlanan yazıları sonrasında, yoğun kovuşturmalara uğrar. Dergi kapatılır. Aybar, Sabahattin ve arkadaşları, bu sefer de  “Merhum Paşa” , “Malum Paşa”, “Ali Baba” adlarıyla yeni dergiler çıkararak yazmaya devam ederler.

   Öyküleri ve romanlarıyla ülke içinde ve dışında büyük ün kazanır. Şiirleri de geniş kitlelerce sevilir ve tutulur. Anadolu insanının yaşamını, sorunlarını, ezilen insanların acılarını, sömürü düzenini, aydınların-kentlilerin Anadolu insanını küçümseyen tavırlarını ele alır, eleştirir. 

   Toplumcu gerçekçi yazıları yüzünden, egemen güçlerin hedefi haline getirilir. 1940’ların sonuna doğru, kara kuvvetin saldırılarıyla başedemez hale gelen Sabahattin Ali, yurt dışına çıkmaya karar verir.  Pasaport talebi reddedilir… Bulgaristan’a geçmeye çalışırken öldürülür. Sabahattin Ali, 2 Nisan 1948’de, Kırklareli’nin Sazara Köyü yakınlarında, sınıra 35 kilometre uzaklıktaki bir alanda öldürülmüştür. Aylar sonra cesedi bulunur. Karanlık kuvvetler tarafından katledilmiştir. 12 Ocak 1949’da, resmi yetkililer tarafından, Ali Ertekin adlı bir kiralık katil tarafından öldürüldüğü açıklanır.

 

                                                           *


*1957- Abdulaziz Efendi ve oğlu Aziz Nesin.



Bulgaristan sınırında katledilen Sabahattin Ali’nin özel eşyalarını teşhis etmek için, yakın arkadaşı Aziz Nesin, Savcılığın resmi yazısı ile İstanbul Adliyesi’ne çağırılır. Savcı, Aziz Nesin’e bazı eşyalar göstererek “Bu eşyaların kime ait olduğunu biliyor musunuz?” diye sorular sorar. Yıllarca polis baskısına, soruşturmalara muhatap kalmış olan Aziz Nesin, bunalımlı bir kafa karışıklığı içerisinde; “Bilmiyorum” diye cevaplar...

   Sabahattin Ali’nin, Kara Kuvvet tezgahlı bir komploya kurban olduğu gerçeği kamuoyuna açıklandıktan sonra Aziz Nesin şunları söyler:

“—  Sabahattin, davranışıyla, yüzüyle, konuşmasıyla olduğu kadar giyinişiyle de özgün bir kişiydi. Eşyası hemen tanınırdı. İki parça olmuş piposunu tanıdım… Eski Türkçe ile yazılmış not defterini, Sabahattin’in el yazısını, kendisine özgü yeşil mürekkeple yazdıklarını elbette tanımıştım…”

                                                *



*Mehmet Ali Aybar                *Aybar ve Sabahattin Ali’nin çıkardıkları Zincirli Hürriyet

   
Sabahattin Ali’nin öldürülmesi konusunda, Mehmet Ali Aybar, Cumhuriyet gazetesi muhabiri Doğan Akın’a verdiği mülakatta şu özet değerlendirmeleri yapıyor:

 

“— Sabahattin Ali, inanmış bir sosyalistti. Akrabam da olduğu için çok eskiden, çok uzun zamandan beri tanırdım. Ölmeden önce Ankara’dan geldi. Ben İstanbul’da Kuzguncuk’ta oturuyordum, bizde günlerce kaldı. Ve ölüm yolculuğuna gitti. Bir kamyon satın aldı, kamufle etmek için falan.”

 

 “—  Gerçekten de o yıllar, zor yıllardı solcular için. İşte 40’lı, 45’li yıllar.”

“— Yazdığı hikayeler sosyalist bir yazarın yazacağı, tabii o yıllardaki imkanlar ölçülerinde, daha başka yazılır belki, ama bunların yayımlanması üzerine derhal takibat başlar filan falan…”

 

“— Ali Ertekin mi öldürdü, yoksa Ertekin ajandı ve Sabahattin’i öldüreceği yere kadar götürmekle görevli bir insandı da Milli Emniyet’in öldürme kıtaları mı icabına baktı, bilemeyiz tabii. O cinayeti işleyenler bilir, o emri verenler bilir, bir de aracılık eden Ertekin bilir. Bu üstlendiğine göre biz onu biliyoruz. Böyle de olunca bir menfaat karşılığında yapmıştır, çünkü bir husumeti falan yok Sabahattin’e herhalde. İşte onun için de vazifelendirildiği görülüyor. Bir şey değiştirmez. O tezde diyor ki bunu Milli Emniyet yaptırdı. Ama o ajanı değildi, peki ha ajanı Hasan vurmuş, ha Milli Emniyet’ten falan bey vurmuş. Hiç fark etmez bence. Talihsiz bence arkadaşımız. Hakikaten bence Türk solunun değerli simalarından biriydi. Edebiyatçı olarak da belirli bir yeri vardı ve ben Sabahattin Ali’nin inanmış bir sosyalist olduğuna kaniyim. Başkaları başka şey düşünebilir, ama ben düşünmem.” 

 

 

(18 Aralık 1990 Cumhuriyet gazetesi. Doğan Öner)


            *Rıfat Ilgaz ve Asım Bezirci, Rıfat Ilgaz Sokakta yürüyüşteler.

    Aynı kara güçlerin Sivas’ta yaktığı Asım Bezirci’nin aktardığı şu Sabahattin Ali söylemi, aslında yıllarca ve yıllarca ötelerden bu yana, toplumcu aydınların kaderi olagelmiş acı gerçekliği ne güzel ifade ediyor…

 

(*)“Namuslu olmak, ne zor şeymiş meğer. Bir gün Almanlar’ın pabucunu yalayan, ertesi gün Ingilizler’e takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık.

O da kendi cefakeş milletimizdir.

Meğer ne büyük günah işlemişiz. Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük...

Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?”


(*) Ali Baba, 25.11.1947, Aktaran Asım Bezirci, “Sabahattin Ali”, Gözlem Yayınları



*12 Ağustos 1945 Tan. “Dünyada Toplar Sustu”     *22 Ağustos 1945 Tan. “ABD Türkiye Yakınlaşması…”

“Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”

 

Sene 1341 mevsime uydum
Sebep oldu şeytan bir cana kıydım
Katil defterine adımı koydum
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz

Sen üzülme anam dertlerim çoktur
Çektiğim çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz

Çok zamanlar çektim kahrı zindanı
Bize de mesken oldu Sinop’un hanı 
Firar etmeyilen buldum amanı
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz

Sinop kalesinden uçtum denize
Tam üç gün üç gece göründü Rize 
Karşıki dağlardan gel oldu bize
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz

Bir yanımı sardı müfreze kolu 
Bir yanımı sardı Varilcioğlu
Beşyüz atlıyılan kestiler yolu
Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz

(Sabahattin Ali - Sinop Cezaevi)



Güncelleme Tarihi: 15 Nisan 2016, 13:52
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER